tr

Victor Hugo

    Engin Çakıralıntı yaptıgeçen ay
    zavallı, belirli yaşamsal olanaklardan yoksun, evrensel değerlere sahip olmayı umut eden ve yaşamın her ânından, rastlantı da olsa, bir şeyler bekleyen her çeşit insan için kullandığı bir sıfat, bir addır bu sözcük.
    Perish Orhanalıntı yaptıgeçen yıl
    bir sessizliktir.

    Ben bu sessizliğin

    yılmak bilmez avukatı olacağım.

    Dilsizler için konuşacağım.

    Halkın dili haline geleceğim.

    Tıkacı çıkarılmış

    kanlı bir ağız gibi konuşacağım.

    Her şeyi bir bir söyleyeceğim.
    Perish Orhanalıntı yaptıgeçen yıl
    Halk bir sessizliktir.

    Ben bu sessizliğin

    yılmak bilmez avukatı olacağım.

    Dilsizler için konuşacağım.

    Halkın dili haline geleceğim.

    Tıkacı çıkarılmış

    kanlı bir ağız gibi konuşacağım.

    Her şeyi bir bir söyleyeceğim.
    Perish Orhanalıntı yaptıgeçen yıl
    yayılan dedikodulara değinmek istiyoruz; doğru ya da yanlış, kişinin hayatı ve alınyazsına ilişkin kulaktan kulağa yayılanların, genellikle, yaptığı işlerden daha önemli işlevler üstlendiğini söylemeliyiz.
    Perish Orhanalıntı yaptıgeçen yıl
    , hakkım varmış değil mi? Fakir papaz, fakir çobanlara eli boş gitti, dolu dolu döndü. Giderken sadece Tanrı’ya duyduğum güveni götürmüştüm, gelirken, bir kilise gömüsü getirdim.»
    Perish Orhanalıntı yaptıgeçen yıl
    «Siz, hırsızlardan ve katillerden korkmayın. Bunlar dışsal, önemsiz tehlikeler. Bizler kendi kendimizden korkalım, önyargılardan. İşte hırsızlık ve fenalıklar, işte katiller. En büyük tehlikeler bizim ruhumuzdaki fırtınalardır. Canımızı ve hayatımızı tehdit eden tehlikeye boş verelim. Ruhumuzu tehdit edenlerden uzak duralım.»
    Perish Orhanalıntı yaptıgeçen yıl
    Esasen, Piskopos Myriel, diğer din adamlarını öfkelendirmişti. Bir akşam bir Piskopos’u görmeye gittiğinde, ağzından şu sözler çıkmıştı:

    «Ah ne hoş duvar saatleri, ne kusursuz halılar, hele uşakların üniformaları çok güzel. Ama, ne kadar nafile bütün bunlar. Ben bunlara sahip olsam kulaklarımda sürekli şu yankı olurdu: Açlar var! Üşüyenler var! Sefiller var! Fakirler var.»
    Perish Orhanalıntı yaptıgeçen yıl
    Ayağına pranga takılırken, o, bir yandan bağırıyor, bir yandan da kesik kopuk şunları söylüyordu: «Ben Faverolle’de odun budarım.» Aynı zamanda sağ elini kaldırıp, çeşitli boylardaki başları okşamak ister gibi tam yedi kez, yavaş yavaş indiriyordu. Bu yaptığı hareketle aşırdığı ekmeği, sadece o çok sevdiği yedi çocuğu doyurmak için, yaptığını göstermek istiyordu.
    Perish Orhanalıntı yaptıgeçen yıl
    Toulon’a gönderildi. Tam yirmi yedi günlük bir yolculuğun ardından oraya vardı. Bir öküz arabasına bindirilmişti, boynuna demir bir halka takılmıştı. Elleri kelepçeli, ayakları zincirliydi.

    O kendisi değildi artık, adını bile unutacaktı, artık Jean Valjean değildi. O, 24601 numaralı mahkûmdu. Ablanın hali nice oldu? O yedi biçare çocuğa ne oldu?
    Perish Orhanalıntı yaptıgeçen yıl
    Basımevinin çevresinde bir de okul vardı. Kadın küçük oğlunu her gün bu okula bırakırdı. Ama kendisi sabahın altısında işe başlardı, oysa okul saat yedide açılırdı. Bu yüzden çocuğun kışın o ayazında bir saat dışarıda beklemesi gerekiyordu. Basımevindekiler, çocuğu rahat durmaz diye, içeri almazlardı.
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)