Sahte Kahramanlar, Necip Fazıl Kısakürek
en
Necip Fazıl Kısakürek

Sahte Kahramanlar

Kitap eklendiğinde bana bildir
Bu kitabı okumak için Bookmate’e EPUB ya da FB2 dosyası yükleyin. Bir kitabı nasıl yüklerim?
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı3 yıl önce
Arab’a her şeyi kabûl ettirmek mümkündür, fakat aile, oba, oymak taassubunu kaldırtmak mümkün değil...
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Kendisine yapılan teklifleri biliyorsunuz.
“– Gâyen sultan olmaksa ol; hastaysan, sana doktor bulmak lâzımsa, bütün dünyayı dolaşalım, servetlerimizi dökelim, en hâzik tabipleri bulalım. Ne istiyorsan ol, bu dâvadan vazgeç!”
İşte karşılığı:
“– Sağ elime güneşi, sol elime ay’ı verseniz ben yine ilâhî memuriyetimden vazgeçmem!”
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Yani olamazı görmeye halk pek meraklıdır. Yoksa insan teslim olduktan sonra mucize filân aramaz; demin de dediğim gibi, teslim olduğunun her hareketini mucize kabûl eder
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Burada bir ân duralım ve büyük İngiliz mütefekkiri Thomas Carlyle (Tomas Karlâyl)a bir göz atalım. “Kahramanlar” isimli bir eserin sahibi (Tomas Karlâyl)... “Kahramanlar” isimli eserine Allahın Resûlü’nü alıyor; Hazret-i İsâ’yı almıyor. Yani kitabına alamayacak kadar İsâ Peygambere duyduğu o haşyeti duymuyor; ama büyük hürmet hissiyle alıyor yine O’nu... O’nu tahlil ederken birdenbire, hiç farkına varmadan bir ölçü geçiyor eline... Bütün eserde, kahramanın ne olduğuna ait bir tarif yok, fakat Allah Resûlünün tahlilinde kendi kendine bir ölçü beliriyor:
Diyor ki (Tomas Karlâyl):
“– Bir kahramanda ana cevher, baş sermâye, samimiyettir, ihlâs...”
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Sordu:
“– Hazret-i İsâ hakkında ne buyurulur?”
Büyük zat fısıldadı:
“– Babasız hak peygamber”...
Bu güzel bir tarif... Fakat onu doyurmadı.
Tekrar sordu:
“– Fark nedir Peygamberimizle arasında?..”
“– Büyük!..”
Dedi büyük veli..
Ve sustu.
“– Nedir efendim?”
Ve cevabını aldı:
“- Hazret-i İsâ melekiyette, meleklikte en büyük dereceydi; topyekûn zaman ve mekânın Peygamberi ise beşeriyette en büyük... Hazret-i İsâ’da, meleğin secde ettiği beşeriyet eksikti.”
Bütün sır buradadır ve burada şu incelik vardır: Melekte nefs yok, insanda var; ve bütün dâva ulvînin ulvîsi olan kahramanlık, nefsi yenmekten ibaret...
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Birgün, bir muharebeden dönerlerken Sahabîler, Allah’ın Resûlüne soruyor:
“– Yeni bir gazaya mı gidiyoruz?”
“– Hayır! Küçük gazadan en büyüğüne, cihad-ı ekber’e gidiyoruz!”
“– Nedir o, ey Allahın Resûlü?..”
“– İnsanın kendi öz nefsini yenmesi!..”
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Melekte nefs yok, insanda var; ve bütün dâva ulvînin ulvîsi olan kahramanlık, nefsi yenmekten ibaret...
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
“- Hazret-i İsâ melekiyette, meleklikte en büyük dereceydi; topyekûn zaman ve mekânın Peygamberi ise beşeriyette en büyük... Hazret-i İsâ’da, meleğin secde ettiği beşeriyet eksikti.”
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Batı kendi kendisini tarif etmiştir. Der ki; ben Yunan aklından, Roma nizamından ve Hıristiyanlık ahlâk ve hassasiyetinden ibaretim ve ismim (Greko-Lâtin) medeniyetidir.
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Sırası gelmişken söyliyelim: Bizde Batı savunucuları Batıyı bir köylüden daha az bilenlerdir. Bir köylü, bir ampul gördüğü zaman kafasında Batı marifeti diye birşey teşekkül edebilir; veya “kara vampuru” dediği bir tren gördüğü zaman... O, köylü kafasında teşekkül eden Batı marifeti, Batıcılık simsarlarının kafasındaki Batının hakikatından daha doğrudur. Benim bir teşbihim: Hastanelerde muzahrafat döken bir takım hademeler vardır. Onlar da doktorlar gibi beyaz gömlek giyerler ve köylerine gittikleri zaman doktor geçinirler. Halbuki işleri tükürük dökmek... İşte bizim memlekette Batı davasının nâracıları, o tükürük hademesinin doktorluktan anladığı kadar Batıdan anlarlar.
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Reel âlemde, tam reel âlemde ilk fikir kahramanlığını Sokrates(Sokrates)de görüyoruz; yine Eski Yunan’da... Elinde bir asâ vardır ve o, kavminin (mitolojik) kahraman müsveddelerine inanmaz, yani sahte tanrılara... Her rastladığı adamın önüne asâsını diker ve yol vermez:
“– Dur, söyle! Sen kimsin, niçin yaşıyorsun, yaşanmaya değer tarafı nedir senin hayatının?.. Nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun, ne düşünüyorsun?.. Senin bir çift öküzün var, onlara ait bir terbiye sistemin var da, niçin çocuklarına yok? Nasıl bir cemiyet özlüyorsun, inandığın tanrılar sana ne verebilir?”
Ve (Sokrates) cemiyetini rahatsız ediyor. Daima büyük fikir adamları cemiyetlerini rahatsız etmişlerdir. Kahraman kabûl edilinceye kadar... Onu ölüme mahkûm ediyorlar. Bir müdafaası var; (Apoloji dö Sokrat) isimli... Bugün Garp kültüründe hemen her aydının ezbere bildiği, şarkı gibi bir müdafaa... Ve cidden kahramanlık eseri...
Hâkimlere der ki, (Sokrates):
“– Ben artık gidiyorum, ölüme gidiyorum, sizin kapkaranlık zannettiğiniz bir âleme gidiyorum! Siz de aydınlık gördüğünüz bir dünyada kalıyorsunuz! Ama hangimiz daha hayırlı bir varlık âlemi içindedir; bunu ancak Allah bilir!”
Ve ilâve eder, der ki:
“– Bu dâva benimle bitmeyecek, daha kimbilir ne güne kadar, ne (Sokrat)lar yetişecek ve hepsine aynı ölüm nasip olacak...”
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Daima büyük fikir adamları cemiyetlerini rahatsız etmişlerdir. Kahraman kabûl edilinceye kadar...
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Her peygamberin mucizesi kendi devrindeki hünere, marifete göredir.
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Hazret-i Musa’daki levha büsbütün göz kamaştırıcıdır. Evvelâ “yed-i beyzâ - beyaz el...” Koynundan çıkardığı nuranî beyaz el... Ve elindeki asâ... Her peygamberin mucizesi kendi devrindeki hünere, marifete göredir. O devir, firavunların devri, sihirbazlık devri... Firavun onu imtihana çeker. Sihirbazları toplar, birtakım ipler atarlar yere ve bunlardan her biri bir yılan olur. Musâ asâsını yere bıraktığı gibi asâsı bir ejderha olur ve bütün yılanları yutar. Nihayet aynı asâ, bir vuruşta denizi ikiye böler, iki duvar haline gelen su ve büyük geçit... İsrailoğulları “arz-ı mev’ud”a gidiyor, vaadedilen toprağa... Burada bir ân duralım ve diğer iki peygamberi biraz sonraya tâlik edelim. Batının ve doğunun, aşağı yukarı tarihe giriş devirlerinden işi ele alalım. Eski Yunan’a baktığımız zaman, (mitoloji) dediğimiz çerçevede, hani onların sahte tanrıları, yarı ilâhlar var ya, bütün bunları bir cemiyet içinde kahramanlık hasretinin icadı diye görüyoruz. Serâpâ yalan ve uydurma, fakat bir kahramanlık iştiyâkının, hasretinin ifadesi... Onlar Atina’da (Olemp) denilen bir dağda otururlar; ve birbirleriyle çekişir, didişirler... En âdi insanlar gibi... Buna rağmen inanılır bunlara...
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Hazret-i İbrahim’den başlayalım: Babası(*) heykeltraştı; put heykelleri yapardı. Kendisi daha genç çağında, fakat daima vahdaniyet meşrebinde... Bir gece gidiyor babasının dükkânına; ne kadar put varsa hepsini parçalıyor, bir tanesini bırakıyor. Sabahleyin babası geliyor.
O baba ki,
“– Yahu, bu taş parçalarından ne anlarsın?”
Denildiği zaman hiçbir cevap veremiyor, fakat alışkanlığında devam ediyor. Babası heykelleri kırılmış görünce çağırıyor oğlunu...
Ve soruyor:
“– Bu heykelleri deviren, kıran kim?”
Cevap:
“– İşte şurada gördüğün heykel!”
Ve bıraktığı heykeli gösteriyor.
“– Nasıl olur, diyor babası; bir taş parçası öbürlerinin kafasını kırsın, böyle yere devirsin, hangi kuvvetle?..”
----------------------------------
(*) Cümlede “baba” kelimesiyle kastedilen. İbrahim aleyhisselam’ın heykeltraş olan amcası Azer’dir. “İbrahim (a.s.), babası Azer’e söyledi” ayet-i celilesinde geçen (Eb:Baba), ehl-i sünnet alimleri ve büyük müfessirlerin buyurduklarına göre hakiki değil mecazidir. Azer, İbrahim (a.s.)ın öz babası değil, amcasıdır. Bkz. Ebeveyn-i Resulullah, Es-Seyyid Abdülhakim Arvasi (k.s.)

“– Yahu, sen bu heykelin şu heykelleri kırabileceğine kaani değilsin de, sonra nasıl bunlara ilâh gözüyle bakıyorsun?”
Diyor Hazret-i İbrahim...
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Mutlak kahramanlardan en büyük dört tanesini zaman sırasıyle, –kıymet sırasıyle değil– göz önüne alalım:
Hazret-i İbrahim; Halilullah - Allahın dostu. Hazret-i Musa; Kelimullah - Allahla konuşan. Hazret-i İsâ; Ruhullah-Allahın Ruhu... Ve nihayet bütün zaman ve mekânın peygamberi, Habibullah-Allah’ın Sevgilisi... Derece, din kültürüne malik olanlarca malûm olmak gerekir. En büyüğü, bütün beşeriyetin yaratılışının sebebi, Kâinatın Efendisi... Ondan sonra ikinci Hazret-i İbrahim, üçüncü Hazret-i Musa, dördüncü Hazret-i İsâ... Bu kıymet derecesidir. Bunların hayatlarına, çok kısa, bir kartpostala bakar gibi göz attığımız zaman, mutlak kahramana ait büyük edâyı, gözümüzü yakarcasına hemen seziyoruz.
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Kahraman üç sınıftır. Maddede, yalnız maddede kahraman... Mânada, yalnız mânada kahraman... Hem madde ve hem mânada kahraman... Üstün sınıf üçüncüsü... Herşeyi birden toplayan ve dâvasını en üst mânalardan alıp cemiyete nakşeden, kazıyan... Bir de umumî kahramanlar serisi arasında iki sınıf çıkıyor karşımıza: Biri mutlak kahramanlar, peygamberlerdir; baştan başa bütün peygamberler... Nısbî kahramanlar da, insanoğlunun tarihini değiştirmiş, yepyeni ideolocyalar bina etmiş, muazzam eserler vermiş, maddeyi ve mânayı fıkırdatmış bile olsa, Allah’ın teyidiyle gelmeyen adi insanlar... Cemiyetinin üstüne çıkabilmesi mümkün, en ileri insan bile nisbî kahramandır.
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Uykuyu ararken gözümüzü, göz kapaklarımızı kapattığımız zaman, nasıl birtakım renkler, pırıltılar görürsek, bir iç âlemin haberini alırsak, hepimiz sezeriz ki, biz tepeden inme gelmiş değiliz. Yani varlığa bu dünyada başlamış değiliz... Bir hatıra ışığı, içimizde bir oluş hatırası... Bu ruhumuzdur. Onun için, “vatan muhabbeti imandandır”, ölçüsü var dinimizde... Aslî vatan bu toprak ve bu dünya değil!.. Sanki biz, muazzam yükseklikten, meselâ Himalayanın yüksekliğinde bir dağdan, dağın tepesindeki billûr köşten dağın eteklerine indirildik; ve işte bütün meselemiz şimdi bulunduğumuz etekten o dağın zirvesine tekrar tırmanabilmek... Bu, tasavvufun büyük dâvası... Mevzuumuz bu değil... Geniş, (pratik) zeminli bir konferans üzerindeyiz. Bazı hikmetleri sizin kültürünüze bırakarak geçmek mecburiyetindeyim. Evet, bu dağın eteğinden, göklerin bile kaybolduğu, kuruş kadar küçük göründüğü bu eteklerden, bu kuyu gibi eteklerden, ruhumuzun vaktiyle saadet âlemi olan o büyük vatana, dağın tepesindeki billûr köşke çıkmak memuriyetindeyiz. Bunun için yaratıldık ve bunun için Kur’ân bu dünyaya “esfel-i safilîn” diyor.
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Kur’ân’da Allah diyor ki:
“Ben insanı eşya ve hâdiseleri teshir etmesi için kendime halife olarak yarattım!..”
Ne muazzam emânet!.. Yine Allah bu büyük emânet için:
“Emâneti dağlara taşlara teklif ettik, istemediler, çekindiler, almadılar; insan ki, zalûm ve cehûldür, kabûl etti!”
Buyurur.
İşte bu kadar büyük bir emânetin sahibi olan insan, ona sadakatten uzaklaşınca Kur’ân’ın tâbiriyle “belhüm adal-hayvandan aşağı” olur.
Gulshan Jabi
Gulshan Jabialıntı yaptı4 yıl önce
Kur’ân’da Allah diyor ki:
“Ben insanı eşya ve hâdiseleri teshir etmesi için kendime halife olarak yarattım!..”
Ne muazzam emânet!.. Yine Allah bu büyük emânet için:
“Emâneti dağlara taşlara teklif ettik, istemediler, çekindiler, almadılar; insan ki, zalûm ve cehûldür, kabûl etti!”
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)