Elif Shafak

Ustamm ve ben

Kitap eklendiğinde bana bildir
Bu kitabı okumak için Bookmate’e EPUB ya da FB2 dosyası yükleyin. Bir kitabı nasıl yüklerim?
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Dünya su gibi aksın” derdi Sinan
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Aşk, kalp ağrısında bulur aksini
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
İnsan kendisini sevmeyen birini seneler sonra bile özlediğini fark ettiğinde, onu hakikaten seven kişinin karşısında beter bir suçluluk duyuyor
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Birini sevdim şah hazretleri…”
“Sonra ne oldu?”
“Hiç” dedi Cihan. Aşk masalları ve kahramanlık destanlarıyla büyüyenler bunu pek anlayamazlardı ama aşk dediğin çoğu zaman koca bir hiç ile sonlanırdı. “Ulaşamayacağım biriydi ve beni sevmiyordu. Kısmet değilmiş.”
“Başka kadın mı yoktu?” dedi şah.
Cihan aynı şeyi ona sormak isterdi. O neden hâlâ yas tutuyordu karısının arkasından? Şah anlamış gibi gülümsedi. “Belki de yoktu” dedi.
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Bu vasıtayla, birkaç takdimi müteakip kendini, adaşı olduğu şahın huzurunda buldu Cihan. Tahtında oturan hükümdar, kaybının acısıyla ışıldayan mağrur gözleri, kederden beyazlamış sakalı, mateminin nişanesi olarak büründüğü sade kıyafetiyle Sultan Süleyman’ı hatırlattı ona. Sevgili zevcesi, “Sarayın Mücevheri” Mümtaz Mahal’in, ona on sekiz yılda on dört evlat veren kadının vefatıydı şahı böyle kederlendiren. Merhumenin naaşı, Tapti Nehri’nin kıyısına defnedilmişti. Şimdiyse Agra’ya getirip ebedi istirahatgâhına defnedeceklerdi.
Hiçbir kadını onun kadar sevmemişti şah. Dediklerine göre, Mümtaz Mahal’e bağlılığı o dereceydi ki, bütün fermanlarını evvela ona okutur ve ancak o tasdik ederse saltanat mührünü vururdu. Sadece zevcesi değildi Mümtaz; can dostu, sırdaşı ve akıl hocasıydı. Onun kaybı tesellisiz bir yeise düşürmüştü şahı. Geceleri hâlâ onun dairesine gidiyor, boş odalarla karşılaşınca gözyaşlarına boğuluyordu
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Mihrimah hazineden zengindi. Ondan kudretlisi yoktu. Fakat kalbi kırıktı. Kardeşlerini öldürdüğü için babasını affetmedi. Bir de onu Rüstem’le evlendirdiği için tabii. Ne berbat evlilikti o, Allah biliyor. Mutsuzdu. Mihrimah annesi gibi kalpsiz değildi ki. Başka bir kadından doğmuş diye Mustafa’nın öldürüldüğüne sevinmedi. Hürrem kendi çocuklarından birinin tahta çıkmasını arzu ediyordu. Ama Allah büyüktür. Süleyman, Hürrem’den olan oğullarını da öldürdü nihayetinde
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Hakikat dediğin bir kelebektir, o çiçekten kalkar, bu çiçeğe konar. Sen de elinde bir ağ, peşinden koşarsın. Yakalarsan sevinirsin. Ama fazla yaşamaz. Nazik şeydir hakikat.”
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
İlk kez âdet gördüğünde bana geldi koşa koşa. Ölüyorum zannetti zavallıcık. O vaziyette tokat atılır kızlara. Ama prensese yapamazsın. Ben de sarıldım sıkıca. Ölmüyorsunuz sultanım dedim. Büyüdünüz artık.”
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Hayatta iki nevi insan var, bunu bilir, bunu derim. Bir, saadet peşinde olanlar. Bir de, adalet peşinde olanlar. Sen mesut bir hayat istedin, bense adalet. Farklıyız.”
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Üzüntüden ziyade ilginç bir ana tanıklık etmenin merak ve keyfi vardı yüzlerinde
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Derken köşedeki kütüphaneye yürüdü. Parmaklarını ciltlerin sırtlarında gezdirdi. Şu Luther nam rahibin yazdığı Türklerle Harbe Dair adlı kitap ile Elyot nam İngiliz’in kendi kralına ithaf ettiği Vali’nin Kitapları adlı eseri gördü orada
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Cihan anladı ki eş rütbeli iki insan arasında en zor hazmedilen şey, birinin terfi edip diğerinin etmemesiydi
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Kaplumbağalar revaçtaydı; kabuklarını toz haline getirene kadar dövüp yoğurda karıştırarak yemenin her derde deva olduğu söyleniyordu
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Cennette bir ağaç var derler, dünyadaki hiçbir ağaca benzemeyen. Dalları şeffaftır, kökleri su yerine süt çeker yeraltından ve gövdesi buzla kaplıymış gibi ışıldar. Bu ağacın her bir yaprağında bir insanın ismi yazılıdır. Yılda bir defa, Şaban ayında, on dördüncü günü on beşinciye bağlayan gecede, tekmil melekler onun etrafında toplanır, halka olurlar. Hep birden kanatlarını çırparlar. Dalları sarsan kuvvetli bir rüzgar meydana getirirler. Usulca kopar bazı yapraklar, düşmeye başlar. Bazen bir yaprağın yere ulaşması epey vakit alır. Bazen de göz açıp kapayana kadar. Bir yaprak toprağa düştüğü an, üzerinde adı yazılı olan insan son nefesini verir, işte bu yüzden, akıl ve ilim sahibi kimseler kuru yapraklara basmamaya özen gösterirler, bu inanışa hürmeten.
1588 yılında, yağmurlu bir günde ustamın can yaprağı yere değdi
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Sokollu Camii’ni vaktinde tamamladı. Dualar eşliğinde kınalı koçlar kurban edildi, etleri fakir fukaraya dağıtıldı. Sokollu amelelere bahşiş dağıtıp kölelerinden yüz tanesini azat etti. Bundan kısa süre sonra, bir divan meclisi esnasında, derviş kılıklı bir adam sadrazamı görmek istedi. O da Boşnak’tı. Kimsenin anlayamadığı bir şekilde, Sokollu adamın içeri girmesine izin verdi. Sadrazam bu yabancı tarafından bıçaklandı. Katil derhal yakalandıysa da cinayetin ardında ne olduğu anlaşılamadan oracıkta öldürüldü. Sokollu, Sokoloviç, padişahların sağ kolu ve Sinan’ın inşaatlarının son banilerinden biri böylece göçüp gitti. Ona yardım eden dişi cin, şayet varsa, bu kez uyumuştu
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Ve Cihan’ın öfkesi içinde birikiyordu anbean. Hiçbir şeye inancı kalmamıştı. En sıradan ayrıntı için bile ne çok çaba harcıyorlardı ama kimin umurundaydı? Kimse emeklerini anlamazken ne diye hâlâ bu kadar çabalıyorlardı? Sonunda takdir edilmeyeceğini bile bile kendini paralamanın ne anlamı vardı? Senelerdir ilk defa çalışmak gelmiyordu içinde
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Piyale Paşa’nın camiini yapmaya seneler evvel, Sultan Süleyman’ın son demlerinde başlamışlardı. O zamanlar Piyale Paşa şanının doruğunda kahramandı. O günden bugüne çok sular akmış, camiyi ancak tamamlayabilmişlerdi
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Cihan’ın en çok hoşuna giden, semavi cisimler arasındaki mesafeyi ölçen el-müşebbehe bi’l-menâtık (sekstant) olmuştu
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
Böylece Sultan Murad, âlây-ı valâ ile kılıç kuşanıp, cülus dağıtarak tahta çıktı. Aynı gün beş erkek kardeşini boğdurttu
Haluk Demirtaşalıntı yaptı10 ay önce
O hafta hamamda düşüp başını çarptı. Öldüğünde zilzurna sarhoşmuş, dediler. Kimileri de ayıkmış ama öyle dalgınmış ki nereye bastığını görmemiş, dedi. Ziyadesiyle tahakkümperver bir babanın oğlu, ziyadesiyle geniş bir memleketin hükümdarı, ziyadesiyle yaralı bir ruhun sahibi, ziyadesiyle incelikli şiirlerin şairi Sarhoş Selim, Sarı Selim, Meyus Selim dünyayı terk ettiğinde elli yaşındaydı. Kabrini, ustam ve biz kalfalar inşa ettik
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)