Kitaplar
Ali Ahmetbeyoğlu

Sorularla Eski Türk Tarihi

Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
kanatlı at”, “havada uçabilen at” diye nitelendirilen, şehirlere kadar at isim olarak verilen, hayatının birçok alanını kuşatan, kendisini ifade vasıtası sayılan ve görülen rüyaya ortak edilen at, sadık bir dost olarak da görülmüştür.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Türkler her toplulukta görülen ok ve yayı basit bir araç olmaktan çıkartıp mahirane kullanımıyla kendileriyle özdeşleşen bir savaş aleti haline getirmişlerdir. Bunlar içerisinde ıslık çalan ve vızıldayan oklar ile gerilmesi güç fakat hedefi vurması en fazla olan tersine gerilmek suretiyle kullanılan çift kavisli reflexe yaylar ayrı bir yer tutmuştur. Oklar genelde 70-80 cm uzunluğunda olup, 140 cm’ye kadar varan yaylarla atılmışlardır. Türk oklarının menzilinin aşağı-yukarı 660-846 metre olduğu tahmin edilmiştir. Ok’un arka tarafına hedefe gitmesini sağlayan yüg adı verilen tüy yapıştırılırdı. Kayın başta olmak üzere sarıçam, köknar, dişbudak, gürgen, çam, selvi, şeftali, söğüt gibi ağaçlardan ok ve yay yapılmıştır. Oklar sadak, okluk gibi adlar verilen ahşap torbalarda taşınır omuza veya bel kayışına asılırdı. Dörtnala giden at üzerinde dört ayrı yöne ok atabilen usta biniciler ve savaşçılar orduda ayrı bir yer işgal etmiştir. Türk askerleri ok ve yay yanında at üzerinde iyi kement atarlar, yakın dövüşlerde de mızrak, kargı, süngü, bıçak, balta, sapan, kement ve kılıç kullanırlardı. Kılıç Türk askerinin en çok kullandığı silahlardan idi. Kabzaya yakın kısmı düz, uca yakın kısmı ise hafif kavisli, genelde ince yapılı, uzun ve kıymetli taşlarla süsülü idi. Türk kılıcının darbe özelliği çok yüksekti. Ahşap olan Türk kılıçlarının kabzaları kurt başı gibi hayatlarında önemli yer tutan nesneler şeklinde yapılırdı. Kılıçlar kın adı verilen kılıf içinde taşınırlar ve kılıç kını bir halka ile askerin kemerine asılırdı. Her çağın tekniğine göre Türk ordusu etkili silahlarla donatılırdı. Özellikle kale kuşatmalarında neft atan mancınıklar, kule, koçbaşı, yakıcı maddeler gibi aletler de Türk ordusunca kullanılmıştır. Türk askerleri harp silahları yanında özellikle at üzerinde rahat hareket etmeyi sağlayacak bir nevi ceket, pantolon, başlık ve çizme ile donanmıştır. Bunun yanında Türk ordusunda savunma amaçlı kalkan, zırh, tolga da bulundurulmuştur. Ayrıca askerler gıda ihtiyaçlarını karşılamak için kuru etleri eyerin altına koyarak yanlarında taşırlardı. Bu durum hem etin bir nevi yol katettikçe pişmesini hem de büyük sürüler taşınmadığından hareket kolaylığı sağlardı.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Çift Başlı Kartal ne mana ifade eder?
Doğudan batıya Müslüman olan-olmayan çeşitli Türk devletlerinde ve boylarında olduğu gibi, değişik coğrafyalardaki milletlerde de görülen Çift Başlı Kartal arması devlette hâkimiyeti, gücü, toplum hayatında ise dinî- sihrî bir sembolü ifade etmiştir. Çift Başlı Kartal’ın çoğunluğunu Türkler’in oluşturduğu Kuzey Asya’da doğduğu tahmin edilmektedir. Selçuklu Kartalı olarak da bilinen Çift Başlı Kartal, Türkler’in içtimaî hayatından doğmuş ve yayılmıştır.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Kutluğ Dağ nedir?
Uygur topraklarında bolluk ve bereket getirdiğine inanılan “Kutlu Dağ” denilen bir kaya parçası mevcuttu. Bu kayanın Türkler için önemini bilen ve Uygurlar’ın kudret ve zenginliğinin bu dağ sayesinde elde ettiklerine inandıklarını öğrenen Çinliler, Çinli prenses ile evlenmek isteyen Uygur Kağanı’ndan bu kayanın kendilerine verilmesini istediler ve Kagan’ı buna razı ettiler. Çinliler kutlu kayayı ele geçirdikten sonra üzerine sirke döküp yakarak parçaladılar. Parçaları da alarak Çin’e götürdüler. Bundan sonra Uygur ülkesinde yağmurlar kesildi, göller, ırmaklar kurumağa başladı. Sıcaklar her tarafı kasıp kavurdu. Etkisi tabiatta ve bütün mahlûkatta görüldü. Eski bereketli topraklar oturulmaz hale geldi. Canlılar göç göç diye bağırmaya başladılar ve Uygurlar memleketi terk ettiler.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Türkler’de, ölen kardeşin dul kalan karısı ile evlenme şekli mevcuttu (leviratus). Üvey anne ile yapılan evlenmelerde oğullar, kendilerinin doğumundan sonra babası tarafından eşliğe alınan kadınlarla evlenebilirlerdi. Türkler’de leviratusun amacı dul kalan kadınları himaye altına almak ve kadın aileden ayrıldığı takdirde, kendi malını da alıp gideceği için, aile mülkünün parçalanmasını önlemektir. Leviratus, kadının da istemesi halinde gerçekleşebilecek bir evlenme şeklidir. Kadın istemezse bu evlilik kesinlikle olmazdı. Eski Türkler’de kocası ölen kadın leviratuse zorlanamazdı. Kadın, kocasının ölümünden sonra, evinde varsa çocuklarıyla veya tek başına yaşamasını sürdürebilirdi. Eğer kadın bir başka erkekle evlenmek isterse, evleneceği erkek, evlilik sırasında erkek tarafının kadına verdiklerini, ölen erkeğin ailesine vermek zorundaydı.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Türkler’in kültür tipine umumiyetle Bozkır Kültürü denilmekle beraber, Türk insanının karakterini, davranışlarını, ortaya koyduklarını yansıtması ve at üzerinde kurulması bakımından belirli coğrafi sahada hareketli hayat tarzı olarak da adlandırılabilinir
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Meriç Nehri kenarında Lebunium’da (Omurbey mevkii) karargâh kurmuş olan Peçenek kuvvetleri üzerine saldırttı. 40 bin Kuman süvarisinin baskınına uğrayan Peçenekler tamamıyla ezildiler (29 Nisan 1091).
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Dulo sülalesi nedir?
Dulo sülalesi Asya Hun Tanhusu Mo-tun’dan (M.Ö. 209-174) itibaren Hun Tanhuları yetiştiren ve kut verildiğine inanılan Tu-ku ailesiyle aynıdır. Bu sebeple genelde Dulo sülalesine mensub olan Bulgar Hanları, Asya Hun Tanhuları ile aynı köke bağlanır.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Madara Kaya Kabartması nedir?
IX. yüzyıl Tuna Bulgarları’ndan kalan ve Omurtag Han tarafından babası Krum Han adına yaptırılan Madara Kaya Kabartması; Bulgaristan’ın kuzeydoğusunda (Şummu’nun doğusu), Madara kasabası yakınlarında bulunmakta olup, 80 metre yüksekliğinde ve 40 kilometre karelik bir alanı kaplamaktadır. Kayanın 23 metrelik kısmı işlenmiş, üzerinde ise süvari figürü ile Grekçe yazılış kitabeler yer almaktadır. Türk Bulgar devrinin en önemli hatıralarından kabartmada; yüzü bize doğru bakan, uzun saçlı, elbisesi dizlerine kadar dökülen, sol elinde kadeh, sağ eliyle atın dizginlerini tutan ve Krum Han’ın tasviri olduğu düşünülen süvari rölyefi vardır. Bunun yüksekliği 2.60 m., eni 3.10 m. kadardır
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Ayrıca süvarinin atının ayakları altında sırtına, atkuyruğu bağlı kargı saplanmış bir aslan, arka yanında ise koşar vaziyette bir kurt da mevcuttur. Madara kaya Kabartması üzerinde yer alan beş adet kitabenin ikisi süvarinin sağında ve solunda, diğer üçü ise üç kolon üzerine aşağıda bulunmaktadır.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Edirne ve çevresindeki Karay toplulukları esasen Kırım’dan göç ederek yerleşmişlerdir
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Karia inancının ve hukukunun yegâne kaynağı Tevrat’tır. Tüm dini kurallar Tevrat’ın birebir anlamı temel alınarak oluşturulmalıdır. Karailik, Rabbanilerin (Talmud’a inanan Yahudi mezhebi) gözünde kutsal kitap kadar değeri bulunan ve Tevrat’ın tefsirinden müteşekkil Talmud’un otoritesine karşı çıkmıştır. Karailerin en önemli özelliği Kitab-ı Mukaddes’e inanmaları ve her türlü sözlü-yazılı yorumu reddetmeleridir. Tevrat’taki: “Size verdiğim buyruklara hiç bir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız Rabbin buyruklarına uyun” emrine dayanarak Karailer, Tevrat’a ilave yapılmasına ve onun tefsirine karşıdırlar. Karai âlimlerine göre, her emrin açık dille ifade edilmesine ve anlaşılmasına rağmen Tevrat’ın tefsirinin yapılması onun mükemmel olmadığı anlamına gelir (İbrani dilinin iyi bilinmesi gerekir ki, Tevrat, tefsirine gerek kalmadan anlaşılabilsin). Karailer, Tevrat’ın yorum yapılmaksızın sadece tercüme edilmesine izin vermişlerdir. Bu bilgiler ve Karaylar’ın düşüncesine göre; Karailik bir mezhep veya inanış bicimi değil kendine has sistemi, kültürü olan Karaim Yahudilikten farklı bir dindir. İsrail başta olmak üzere dünyanın birçok yerindeki Yahudilerin inançları tahrip edilmiştir ve Hz. Davud’un, Hz. Musa’nın tebliğ ettiği dini temsil etmemektedir. Bu peygamberlerin gerçek temsilcileri, hakiki Museviler Karailerdir.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
VII. asrın ortalarından itibaren Hazarlar İslâm ordularıyla karşı karşıya gelmeye başlamışlardır. Nitekim 642 (H.21) yılında Halife Hz. Ömer zamanında İslâm ordusu Hazar şehri Bâbü’l-Ebvâb’a sefer yaparak fethetmiştir. Halife Hz. Osman döneminde de Selman b. Rebî’a el-Bâhilî komutasındaki İslâm ordusu Hazar topraklarına girerek Belencer’e kadar ilerlemiştir (652 -H.32). Bunun üzerine Hazar kuvvetleri diğer Türk boylarının da yardımıyla İslâm ordusunu yenerek Selman b. Rebî’a’yı şehit etmişlerdir
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Avarlar, oklarını muhafaza eden okluklarını bel kemerlerinin sağ tarafına, yayı ise diğer bir muhafaza içinde sol taraflarına asarlardı. Avar yayı birkaç parçadan mürekkep idi. İç tarafa takdim edilen kemik safihalara, Hunlar’a ait mezarlarda da rastlanmıştır. Avar kılıcı ise düz veya eğridir. Üzengiyi de Avrupa’ya getiren Avarlar’dır. Bu üzengiler, daire biçimindedir. Avar harp sanat, Bizanslılar’a da tesir etmiştir
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Avar çifte kavalıdır ki; bu kaval Kavimler Göçü’nden ve Doğu Avrupa tarihinden günümüze kalan tek musiki aletidir. Avrupa Hunları’nın silahları ve savaş taktikleri nasıl o devir Avrupa ordularına misal teşkil ettiyse; Avarlar’ın silah ve savaş taktikleri ve kendi zamanlarında Avrupalılar tarafından misal kabul edilip, benimsemiştir.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Avarlar daha sonraki yıllarda yayılma hareketlerine devam ederek, uzun muhasaralardan sonra Sirmium ve Signidiunum (Belgrad) gibi şehirleri ele geçirdiler. Böylece Balkanlar’ın yolu artık Avarlar’a açılmıştı. 592 yılında Bayan Hakan İstanbul’a yürümek maksadıyla Çorlu’ya kadar geldi. Bu sırada Avarlar’dan korkan İstanbul halkı dehşete düşmüştü.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Constantia surları karşısında kurulmuş olan Margus (Bugünkü Orasje- Dobruca) şehrinde, bütün halkın gözleri önünde at üzerinde olduğu halde isteklerini elçi Plinthas başkanlığındaki Doğu Roma heyetine barış şartları olarak kabul ettirdi (434).
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Es-til-ä ~ As-til-ä ~ At-til-a = Attila şekliyle “Büyük deniz, okyanus” veya “herşeye gücü yeten hükümdar”
Juan Arenasalıntı yaptı2 yıl önce
nerelere kadar uzanmıştır?
Mete ile birlikte kuruluşunu tamamlayan Hun Devleti güçlenmeye ve otoritesini Orta Asya coğrafyasına kabul ettirmeye başladı. Mete kısa sürede güçlü komşuları Yüeçiler, Tunghular ve Çinliler’i yenerek devletini imparatorluk haline getirip ülkenin sınırlarını doğuda Kore’ye, kuzeyde Baykal Gölü’ne ve Ob, İritiş, İşim nehirlerine, batıda Aral Gölü’ne, güneyde Çin’deki Wei Irmağı, Tibet Yaylası, Karakurum Dağları hattına kadar genişletti. Bu durum Çin kaynaklarında şöyle ifade edilmiştir: ‘‘…Tanrının lütuf ve inayeti, subay ve askerlerimizin mükemmelliği ve dayanıklı
Juan Arenasalıntı yaptı2 yıl önce
Böylece kendisine gönderilen prenses ile evlenen Mete Çin’i yıllık vergiye bağlamış, iki ülke arasında uzun yıllar sürecek ticari ilişkiler tesis etmiştir.
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)