Henri Troyat

Dostoyevski

Kitap eklendiğinde bana bildir
Bu kitabı okumak için Bookmate’e EPUB ya da FB2 dosyası yükleyin. Bir kitabı nasıl yüklerim?
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Bir Yazann Günlüğü’nde şöyle yazacak Dostoyevski: “Kocalarının ardından kendi gönülleriyle Sibirya’ya gelen bu yüce çilekeşleri gözlerimizle gördük. Hiç suçlan olmadığı halde, eşleriyle birlikte aynı işkencelere yirmi beş uzun yıl süresince katlanmışlardı.”
Görüşme bir saat sürdü. Ayrılırlarken “Aralık Ayı İsyancılarının” eşleri hükümlülere dua ettiler ve her birine, zindanda okunmasına izin verilen tek kitap olan Incil'den birer tane verdiler. Dostoyevski bu kutsal armağanı hiçbir vakit yanından ayırmayacaktır.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
On sekiz gün süren bir yolculuktan sonra 11 Ocak 1850'de sürgünler Tobolsk'a varabildiler
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Çevremizde kar, fırtına,” diye yazıyor Dostoyevski... “Önümüzde Sibirya, ve geleceğimizin gizi; ardımızda tüm geçmişimiz. Hüzün vericiydi bu. Ağladım.”
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Ben neşeliydim,” diye yazıyor Dostoyevski, “Durov durmadan konuşuyordu. Yastıjembski’ye gelince, o, geleceği karanlık görüyordu.”
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
1854’te şöyle yazacak Dostoyevski kardeşine:
“İçinden geçtiğimiz St. Petersburg'a ilgiyle bakmaya koyuldum. Senin evin önünden geçtik. Krayevski'nin evi apaydınlıktı. işte orada ölecek derecede hüzünlendim. Bir Noel ağacı bulunacağını ve Emili Fedorovna’nın da çocukları getireceğini bizzat senden öğrenmiştim; onlara veda ediyormuşum gibime geldi. Ne denli acı duyuyordum onlar için. Aradan çok yıllar geçtiği halde, gözlerim yaşararak kaç kez anımsadım onları!..”
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Birkaç ay önce tam bir özgürlük içinde olan bu adam, kendinde hastalıklar uyduruyor, geceleri can sıkıntısından patlıyordu; ortada bir neden yokken güceniyor, kendisiyle didişiyor, çılgınlıklar yapıyordu; şimdiyse darağacı deneyimini, ayrılışı gürültüsüz patırtısız bir yüreklilikle karşılıyordu. Bedence ve ruhça dengesi bozulmuş bu adam dört yıllık yoksunluktan, soğuktan, zorlu çalışmadan korkmuyor. Bu bizi şaşırtmamalı. Dostoyevski aşın duyguların adamıdır. Olağanüstüde rahat eder. Fırtınada soluk alır. “Bana gelince, sizlerin ancak yan yarıya yürütmek yürekliliğini gösterdiğiniz şeyleri ben sonuna dek götürmekten başka bir şey yapmadım yaşamımda” diye yazacakur Yeraltından Notlar’da. Ve şunu ekleyecektir: “Şu halde, ben sizden daha canlıyım belki de.”
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Sonradan Mi-liukov şöyle yazacakur: “Dostoyevski kardeşlerin vedalaşmasını gören, asıl acı çekenin, biraz sonra Sibirya’ya kürek cezası çekmeye gidecek olanın değil, St. Petersburg'da kalanın olduğuna inanırdı. Büyük kardeşin bakışları gözyaşlarıyla buğulanıyor, dudakları sinirli sinirli titriyordu.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Cezaevine varır varmaz bir hekim, akıl yetilerinin aşın heyecandan bozulup bozulmadığını anlamak için onları inceden inceye muayene ediyor. Sonra hükümlüler yeniden karşılıklı hücrelerine dağıtılıyorlar. Yalnız kalır kalmaz Dostoyevski kardeşi Mişel’e bir mektup yazıyor:
“Kardeşim, sevgili dostum,
Karar verildi. Dört yıl kürek (Orenburg’da sanıyorum), dört yıl da er olarak askerlik görevi için hüküm giydim. Az önce, dediklerine bakılırsa, bugün yarın bizi gönderecekler. Seni görmek istediğimi söyledim, imkânsız dediler... Kardeşim yenilmedim, cesaretimi yitirmedim. Yaşam her yerde yaşamdır. Yaşam içimizdedir, bizi çevreleyen dünyada değil. Yanımda insanlar olacak. .. İnsanlar arasında bir insan olmak, sonuna dek böyle kalmak, koşullar ne olursa olsun gücünü yitirmemek, düşmemek, işte yaşam budur, işte yaşamın gerçek anlamı. Ben onu anladım. Bu düşünce etime dek, kanıma dek işledi...
Belki gene görüşeceğiz kardeşim; kendine iyi bak, Tanrı aşkına, gelecek buluşmamıza dek yaşamaya çalış. Belki bir gün gene kucaklaşacağız ve geçmişteki güzel yaşamımızı, gençliğimizi, gömmek için şu anda kanayan yüreğimden söküp çıkardığım umutlarımızı birlikte anacağız. Kalemi hiç elime alamayacak mıyım dersin? Dört yıla kadar yazabileceğimi umuyorum. Eğer yazmayı bana yasak ederlerse ölürüm. Kalemimi elimden almasınlar tek, on beş yıl tutuklu kalmaya razıyım...
Eğer birisinde kötü bir anı bırakumsa, eğer birisiyle kavga ettimse, eğer birisine karşı uygunsuz bir davranışım olduysa, karşılaştığın vakit, söyle onlara unutsunlar bu yakınmaları. Yüreğimde bir kötülük, bir kin yok. Şu dakikada arkadaşlarımdan birini, hangisi olursa olsun önemi yok, öyle sevmek, öyle kucaklamak isterdim ki... Geçmişe baktığım vakit, boşa harcadığım tüm anlan, yaşam hakkındaki bilgisizliğim yüzünden, yanılmalarla, yanılgılarla, önemsiz işlerle yitirdiğim tüm anları düşündükçe bir kan dalgası yüreğimi kaplıyor. En iyiye ulaşmak için değiştireceğim kendimi. Tüm umudum bundadır.
Ah! ne vakit, ne vakit göreceğim seni? Allahaısmarladık, her şeyden, sevimli olan her şeyden koparıyorum kendimi! .. Bütün bunlardan ayrılmak çok acı. Kendini ikiye bölmek, yüreğini ikiye parçalamak çok acı. Allahaısmarladık! Allahaısmarladık! .. Ama gene göreceğim seni, kuşkum yok bundan, umudumu kesmedim.
Değişme, beni sev, anılarında sakla beni, senin sevdiğini düşünmek yaşamımın en büyük sevinci olacak. Allahaısmarladık! Bir kez daha Allahaısmarladık!.. Herkese Allahaısmarladık...”
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Bu ölüm yargısının anısı, Dostoyevski’nin kitaplarında yeniden yaşayacaktır. “Kimi insanlar vardır, acı çeksinler diye kendilerine ölüm yargısı okunur ve sonra... Onlara ‘Haydi gidiniz, bağışlıyorlar sizi’ derler.” Böyle yazıyor Dostoyevski Budala’da. Gene aynı kitapta Prens Mişkin, alanda olup bitenlere tıpatıp benzer bir sahneyi anlatır. Bir Yazann Günlüğü’nde Fedor Mihailoviç “Ölüm cezasının ne demek olduğunu biliyor musunuz?” diye soruyor ve ekliyor hemen: “Ölümün yanından sıyrılıp geçmeyenler anlayamazlar bunu.”
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Bu tiksinç mizansenin imparatorun onamasıyla yapıldığından kuşkulanılmamıştı ilkin. Aslında bu oyunu en küçük ayrıntılarına dek imparator hazırlamıştı. iki gün süresince bürolar arasında sıkı yazışmalar yapıldı: Kaç kazık dikmek gerekiyordu? Çükurlar kazmalı mıydı? Tutukluları bağlamak ve gözlerini kapatmak gerekli miydi? Birinci Nikola “genç beyinsizlere”’ koruyucu bir ders vermek istemişti. Gel gör ki, ölçüyü kaçırmıştı. Pişmanlığı uyandırayım derken öldürmüştü.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Zindan. Sürgün. Sevinç bir tokmak gibi düşüyor Dostoyevski’nin üzerine. Kurtuldu! Gerisine boşver. Yirmi yıl sonra karısına, “Bunun kadar mutlu bir gün anımsamıyorum," diyecektir.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
okuyor:
“Yasa yargılarınca ölüm cezasına çarptırılan suçlular, imparator hazretlerinin sonsuz şefaatleri sayesinde bağışlanmışlardır...”
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
0 vakit her dakikadan bir yüzyıl yapacağım, bir tekini bile yitirmeyeceğim. Hiçbirini boşa harcamamak için tüm anlarımın hesabını tutacağım!..”3
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
İlk üç kişi, Petraçevski, Mombelli, Grigoriyev, alçaklık kazıklarına bağlandılar ve cellatlar başlıklarını gözlerine indirdiler. Kısa bir emir. Üç manga sıradan ayrılıp hükümlülerin önüne dizildiler.
Dostoyevski gözlerini kapıyor. İnfaz sırasında o altıncıdır. Bunlardan sonra sıra ona gelecek. dakika sonra aynı kazıklara o bağlanacak. Beş dakika sonra var olmayacak artık. Korkunç bir acı duyuyor. Bu beş dakikayı boş yere harcamamak gerek. Özünü çıkarıp en iyi biçimde kullanmalı onu, karanlığa yuvarlanmadan önce gizli sevincin tadını tatmalı. Yaşayacağı süreyi üç bölüme ayırıyor. İki dakikası dostlarına veda etmek için. İki dakikası düşünmek için. Bir dakikası sonuncu kez dünyaya bakmak için.
Ama neyi düşünecek, neye bakacak? Yirmi yedi yaşındadır. Gücünün, yeteneğinin tam bilincindedir. - Birden karşısına çıkıyor ölüm. Yaşıyor; canlıdır henüz - üç dakikaya dek hiçbir şey olmayacak, ya da başka bir şey, başka birisi olacak. Hâlâ katedralin kubbesine bakmaktadır. Güneş ışığında altın gibi parıldayan kubbeden ayıramıyor gözlerini bir türlü. Ona öyle geliyor ki, birkaç saniyeye dek, bu ışıkla kendisinden başka bir şey kalmayacak ortada. İkisi, tek bir varlık olacaklar. Bu aydınlığın, bu sessizliğin kendisi olacak o. Bilinmeyenin içinde eriyecek. Çırpınmalı bir korkuya kapılıyor. “Ya ölmezsem? Ya canımı bağışlarlarsa? Ne sonsuzluk! .. Bütün bunlar benim olacak! ..
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Teğmenin yerini bir papaz alıyor hemen. Heyecanlı bir sesle Saint Paul metninden bir parça okuyor: “Günahın fidyesi ölümdür." Bu mutsuz adamlara hiçbir şeyin burada bitmediğini, pişman olmasını bilenleri, öbür dünyada sonsuz bir mutluluğun beklediğini anlatıyor. Sonra öpmeleri için haçı veriyor onlara; sadece, halktan bir adam olan Çepoşnikov günah çıkarmak istiyor. Bununla birlikte, işin tuhafı şu ki, papazın yanında şaraplı ekmek getirmediğini kimse önceden fark etmemişti.
Dostoyevski, gümüşten yapılmış, sert, soğuk, küçük haçı öpüyor. Doğruluyor. Şimdi kuşkulanamaz artık. Papazın bulunması, son umutlan da yok etmiştir: Kiliseyi bir oyuna karıştırmaya kim cesaret ederdi?
Ama suça göre ceza ölçüsüzdü. “Bunu hak etmedim ben.” Kimse hak etmedi bunu. Alanın ortasında, tahtadan bir seki üzerinde soğuktan titreşen bu zavallıları yersiz büyütüyor, onları din şehitleri aşamasına yüceltiyor. Onlar da sezinliyorlar bunu ve kişisel çıkarları olmayan bir uğurda kurban gitmenin tadını ta yüreklerinde duyuyorlar. Bir Yazann Günlü-ğü'nde şunlan yazacak Dostoyevski: “Yargılanmamızın nedeni olan dava, yüreğimize kök salan düşünceler, dilekler bizde hiçbir pişmanlık duygusu uyandırmıyordu; üstelik, bize öyle geliyordu ki, katlandığımız işkence bizi arıtacak ve onun yüzünden birçok günahımız bağışlanacak." Evet, çalımlı, yerici, alaycı, boş kuruntuları yanında yer alan, gelişigüzel tartıştıkları bu dava onlara kutsal görünmektedir şimdi, çünkü onun için öleceklerdir.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Petraçevski, Mombelli, Akşarumov... Aynı yargıyı dokuz kez okuduktan sonra:
“Dostoyevski... ölüm cezası verilmiştir,” diye ekliyor.
Fedor Mihailoviç bir düşten uyanmışcasına ürperiyor. “Ölüm cezası.” O anda güneş sisi delip geçiyor ve kar plakalannın asılı kaldığı Semenovski Kilisesi'nin kubbesini ışıklandırıyor.
“Bizi kurşuna dizsinler! İmkân yok buna!” diye bağınyor Dostoyevski.
Ama Mombelli yanıtlayacak yerde üstü örtülü bir arabayı göstermekle yetiniyor.
Örtü, tabutlann biçimini aşağı yukarı belli etmektedir (Gerçekte bu giysiler yığınıydı.)
Dostoyevski hâlâ bir şey anlamıyor. Mekanik olarak, bir jandarmanın yanağındaki et benine, bakır bir düğmenin yansısına bakıyor. Teğmenin, kâğıdı kat yerlerine göre katlayıp cebine sokuşuna, parmaklarının ucuyla kulağını çimdiklemesine, sekinin basamaklarını ağır ağır inişine bakıyor. Yaşamı boyunca anımsayacaktır bunları.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Yirmi genç, birliklerin önünden geçiyorlar ve darağacınm zayıf merdiveninden çıkıyorlar. Meydan subayı, tutukluların adlarını okuyor ve onları, garip bir emre göre ikiye ayırıyor; dokuzu kerevetin sağına, on biri soluna. Sekinin dibinde, renk renk süslü generaller grubu, önemli tavırlar takınarak, alanda salma salma geziniyorlar.
Dostoyevski Mombelli'nin yanındadır. Pek kaygılı değildir. Bu büyük oyunun oynandığı dünyadan değilmiş gibi bir duyguya kapılıyor. Bambaşka bir evrendedir. Ansızın, yanındaki-ne, cezaevinde tasarladığı bir öykünün konusunu anlatmak gereksinmesini duyuyor
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
22 Aralık, sabahın saat altısına doğru genç adamlar, gittikçe yaklaşan bir uğultuyla uyandılar. Emirler. Ökçelerin şakırtıları. Bir bacağa çarpan kılıç kınının çınlaması. Kilit içinde bir anahtar dönüyor. Kapı açılıyor. Bir jandarma subayıyla, cezaevi müfettişi hücreye giriyorlar, tutuklulara sivil giysilerini veriyorlar. Sonra “Petraçevskiciler” birer birer çıkış kapısına doğru götürülüyorlar.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Son yargı şöyle kaleme alınıyor:
“Dostoyevski... Yasaya aykın tasanlan olduğundan, edebiyatçı Belinski’nin mektubunu yaymaktan sanık olarak, Sibirya’da sekiz yıl kürek cezası çekmeye mahküm edilmiştir.” Birinci Nikola belgenin kenanna şunlan not ediyor: “Sadece dört yıl kürek, geri kalan yıllar er olarak çalışacak." Yalnız bu bağışlayıcı davranışın gizli tutulmasını istiyor.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
16 Kasım’da, ikili kurul, yedi tutukluyu sürgüne, on beşini kurşuna dizilmeye mahküm ediyor; öbür altısını da serbest bırakıyor
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)