Kitaplar
Yavuz Bahadıroğlu

Tapınak Şövalyeleri'nden 15 Temmuz'a Kumpas Tarihi

Tarihin ilk siyasi suikastçısı Hasan Sabbah’ın başarısının ardındaki sebepler nelerdi? Karmatîler’in, yüzyıllar sonra komünistlere ilham veren fikirlerinin kaynağı neydi? Sultan II. Abdülhamid’e düzenlenen suikastın arka planında nasıl bir kumpas vardı? Osmanlı’daki paralel devlet yapılanması nasıl sonuçlanmıştı? Halaskâr-ı Zabitan darbesinden, FETÖ darbesine değişen ne olmuştu? Cumhuriyet dönemi darbelerinde medyanın rolü neydi? Tarih kadar eski olan devlet içi illegal yapılanmalar, ortaya çıktıkları devletler için başlıca problemlerden biri olmuştur. Büyük Selçuklu Devleti’ne karşı Haşhaşiler ve Tapınakçılar, Osmanlı’da isyan ve baskınlar, Türkiye Cumhuriyeti’nde 1960, 1971, 1980 darbeleri ve son olarak 15 Temmuz darbe girişimi…
“Tarihi Sevdiren Adam” Yavuz Bahadıroğlu, Tapınak Şövalyeleri’nden 15 Temmuz’a Kumpas Tarihi kitabıyla, bu yapılanmaların ardındaki sebepleri irdeliyor. Kumpasların tarihsel sebepleri, perde arkası, toplumsal etkileri gibi pek çok konuda merak edilen sorulara tarihsel perspektifte cevap veriyor.
186 yazdırılmış sayfalar
Yayınlanma yılı
2018
Bunu zaten okudunuz mu? Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
👍👎

Alıntılar

    Faik Eryaşaralıntı yaptı3 yıl önce
    Kumkapı Nümayişi
    TARİH, 15 Temmuz 1890.

    Günlerden, Pazar.

    Hınçak Cemiyeti mensubu bir grup Ermeni terörist, o gün Kumkapı Ermeni Kilisesi’ne gidiyor.

    Niyetleri âyine katılmak filan değil, terör estirmek.

    Âyinin tam ortasında büyük bir gürültüyle slogan atmaya başlıyorlar.

    Ortalık bir anda karışıyor.

    Âyin kesiliyor.

    Terörist gençlerinden biri Ermeni hakları hakkında bir bildiri okumaya başlıyor. İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ni ve Osmanlı yönetimi altındaki Ermeni Ulusal Meclisi’ni, Ermeni sorununa kayıtsız kaldıkları gerekçesiyle eleştiriyor.

    Bu olayın elebaşısı Ermeni Patrikhanesi’ndeki Osmanlı armasını parçalıyor, Patrik, tartaklanıyor. Yetmezmiş gibi Yıldız Sarayı’na yapılan yürüyüşe katılmaya zorlanıyor. Yürüyüşün asıl amacı Avrupa’ya mesaj vermek, Osmanlı’nın güçsüz olduğunu dünyaya göstermek, bahanesi ise Sarayın dikkatini Ermeni meselesi üzerine çekip Ermenilerin yoğun yaşadığı bölgelerde gerekli reformların yapılmasını sağlamaktır.

    Güya Ermenileri, Kürt ve Çerkes gruplara karşı güvence altına alan Berlin Antlaşması’nın 61’inci maddesini bir an önce uygulamaya koyması için padişah zorlanacaktır.

    Fakat hedeflerine ulaşamıyorlar. Güvenlik güçleri tarafından kuşatılıyorlar.

    Ermeni teröristler güvenlik güçlerine saldırıyor. Silahlar patlıyor. Çıkan çatışmada pek çok zabit ve gösterici ölüyor.

    Bu olay tarihe Kumkapı Nümayişi olarak geçiyor.

    Yıllar irili-ufaklı Ermeni patırtıları arasında geçiyor. Nihayet 1894 Ağustos’unda Diyarbakır Vilayeti’nin Sasun kazasında meşhur Sasun İsyanı patlıyor.

    İşin başında, Hınçak Cemiyeti üyelerinden ve Kumkapı Olayı’nın faillerinden Saimbeyli Haçin Hamparsum Boyacıyan vardır. Tahrik ederek ayaklandırdığı bir grup Ermeni’yi Müslüman halka saldırtıyor.

    İsyan bastırılıyor. Boyacıyan ise Atina’ya kaçıyor.

    Sonradan tekrar Türkiye’ye dönecek ve kargaşa çıkarma yolunda tahriklerine devam edecek, bu tahrikler sonucu Zeytun İsyanı patlayacaktır.

    Bu isyan Türk tarihinin en kanlı isyanlarından biridir. Bir tahkikat için 10 Ekim 1895’te Zeytun’un Alabaş Köyü’ne giden iki jandarma, Ermeni çeteler tarafından yakalanıp ağaca bağlanarak ağaçla birlikte yakılmaları üzerine patlıyor.
    Faik Eryaşaralıntı yaptı3 yıl önce
    Fatih’in İlk Padişahlığı Ve Çandarlı Halil Paşa
    Bilindiği gibi, Sultan İkinci Murad, I. Varna Savaşı’nı kazandıktan sonra, “İbadet ve taatle meşgul olmak” gibi maskeli bir gerekçeyle 44 yaşında saltanatı bırakıp Manisa’ya çekildi (1444).

    Sanırım asıl amacı, İstanbul’u fethedeceğine inandığı Mehmed’inin bir an önce önünü açmak, o müjdelenmiş (Hadis-i Şerif) fethin başında bulunamasa bile içinde bulunmanın tadına ve sevabına varmaktı.

    Fakat dirayetli Veziriazam Çandarlı Halil Paşa, çocuk yaşta bir padişahın Osmanlı’yı maceraya sürükleyeceğini düşünüyor, Sultan İkinci Murad’ı tahta döndürmeye çalışıyordu.

    Şehabeddin, Saruca ve Zağanos paşalar ise İkinci Mehmed’den yana tavır belirlemişlerdi.

    Bunlar çocuk padişahı, Bizans üzerine yürümesi için teşvik ediyorlardı.

    İşte bu süreçte, muhtemelen Çandarlı’nın isteği doğrultusunda Yeniçeri Ocağı’na ilk cunta hareketi girdi: Paranın değerinin düşürülmesini bahane ederek ayaklanan yeniçeriler, Şehabeddin Paşa’nın evini yağmaladılar.

    Bunu gerekçe gösteren Çandarlı, eski Padişah’ı ısrarla tahtına çağırdı. Sultan II. Murad tekrar tahta çıktı. II. Mehmed de Manisa Valiliği’ne döndü.

    Darbeciler ise Edirne’nin doğusundaki bir tepeye çekildiler (Yeniçeri maaşına yarım akçe, yani o zamanki deyişle buçuk akçe zam yapıldığı için bu olaydan sonra o tepe Buçuk Tepe olarak anıldı).

    Tahtına tekrar dönen Sultan II. Murad, Yeniçeri Ağasını alaşağı edip falakaya yatırdı. Karizmasını yerle bir etti.

    Bu olay tarihimize Buçuk Tepe Vakası olarak geçti (1446).

    Buçuk Tepe Vakası, orduda ilk cunta hareketidir ve bir isyana dönüştüğü için de Osmanlı tarihinde ilk askerî darbe sayılmaktadır.
    Faik Eryaşaralıntı yaptı3 yıl önce
    Müsamahanın Resmi
    Kudüs’ü teslim almaya gelen Hz. Ömer, Patrik Sophronius’un rehberliğinde Kiyame Kilisesi’ni geziyor.

    Vakit ilerliyor, ikindi namazı geçiyor.

    Hz. Ömer’in acelesi Sophronius’un dikkatini çekiyor. Buruk bir sesle soruyor:

    “Neden acele ediyorsunuz, ey Halife? Biz devletimizi verdik, siz birkaç dakikanızı neden çok görüyorsunuz?”

    Hz. Ömer, “Namazım geçiyor, acelem bu yüzden.” diyor.

    Patrik hemen bir seccade seriyor:

    “Buyurun, kılın namazınızı, burası da ibadet yeridir.”

    “Avluda kılıp geleyim daha iyi.” diye cevap veriyor Hz. Ömer.

    Patrik daha da buruklaşıyor:

    “Neden ey Halife, namazını kilisede kılarsan kabul olmamasından mı korkuyorsun?”

    “Hayır” diyor, Hz. Ömer; “kilisenin içinde namaz kılarsam, arkamdan gelecek Müslümanların, ‘Ömer burada namaz kılmıştı.’ diyerek kilisenizi camiye çevirmelerinden korkuyorum”.

    Patrik ve rahipler bu hassasiyet karşısında tutulup kalırken, Hz. Ömer sakin sakin dışarı çıkıyor, kiliseden biraz uzaklaşıp abasını yere seriyor. Namazını huşû içinde kılıyor (gerçekten de, Müslümanlar, onun namaz kıldığı yere, bir mescid inşa ediyorlar. Mescid-i Ömer adıyla meşhur olan mescit bugün hâlâ hizmet veriyor).

    Hz. Ömer namazını kıdıktan ve Kıyame Kilisesi gezisini tamamladıktan sonra, Patrik Sophronius’tan Mescid-i Aksa’yı göstermesini istiyor.

    Mescid’in çöplük hâline getirildiğini gören Hz. Ömer, abasını yere serip çöpleri dolduruyor, götürüp uzaklara döküyor.

    Bunu gören Müslümanlar yardıma koşuyor. Kısa sürede çöpler temizleniyor. Çevre yıkanıyor.

    Bu olayı Taberî, Yakubî, Belazurî, İbnü’l-Esir böyle anlatıyorlar.
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)