tr

Ronald Wright

    Hafize Çobanoğlu Güngöralıntı yaptıgeçen yıl
    Francis Fukuyama 1992’de kapitalizm ve demokrasinin tarihin “sonu” olduğunu, tarihin yalnızca izlediği yön değil aynı zamanda hedefi olduğunu ilan etti.
    Mustafa Özaşıkalıntı yaptı10 ay önce
    ereden Geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz?
    Mustafa Özaşıkalıntı yaptı10 ay önce
    Sydney Pollard’ın 1968’de özlü bir biçimde “İnsanlık tarihinde bir değişiklik örüntüsünün var olduğu... insanlık tarihinin yalnızca tek bir yönde geri çevrilemez değişikliklerden oluştuğu, bu yönün de ilerlemeye doğru olduğu varsayımı,” diye tanımladığı bir inanç bu.3 Yeryüzünde böyle bir düşünce çerçevesi oluşturabilecek yaratıkların ortaya çıkması, ilerlemenin bir doğa kanunu olduğunu düşündürüyor: Memeli sürüngenden daha hızlıdır, maymun öküzden daha zekidir, insan da hepimizin en zekisidir. Teknolojik kültürümüz insanın ilerlemesini teknolojiyle ölçüyor: Yumruktan iyisi sopadır, sopadan iyisi oktur, oktan iyisi kurşundur. Bu inanca ampirik gerekçelerle, bunlar işe yaradığı için geldik.
    Ufuk Başkakalıntı yaptı6 ay önce
    Akılcı kuşku, başlangıcımızın nasıl olduğu meselesinin üzerine ancak on dokuzuncu yüzyılda, jeologların Kutsal Kitap’taki kronolojinin onların kayalarda, fosillerde, çökeltilerde okuduğu antik devirleri açıklayamayacağını fark etmeleriyle birlikte çöktü
    Ufuk Başkakalıntı yaptı6 ay önce
    zamanlar ile bugün arasında atılmış birkaç adımı sayalım isterseniz: Keskin taşlar, hayvan derileri, işe yarar kemik ve tahta parçaları, başıboş yangın, kontrollü ateş, yemek için tohumlar, ekmek için tohumlar, evler, köyler, çanak-çömlek, kentler, metaller, tekerlekler, patlayıcılar. İnsanı en allak bullak eden şey de değişimin ivmesi, hızla ilerlemesi; ya da başka bir deyişle zamanın çökmesi. Taşın ilk kez yontulmasından, demirin ilk kez eritilmesine yaklaşık 3 milyon yıllık bir zaman geçti, ama demirin ilk eritilmesinden ilk hidrojen bombasına varmak yalnızca 3 bin yıl aldı
    Ufuk Başkakalıntı yaptı6 ay önce
    Gauguin 1890’larda Paris’ten, ailesinden ve işi borsa simsarlığından kaçıp tropiklerde yerli kızların resimlerini yapmaya (ve onlarla yatmaya) gitti. Istıraplarla kıvranan ruhların birçoğu gibi, içkinin ve afyonun yardımıyla kendisinden kaçmaya büyük çaba harcamış olmasına rağmen o da bunu kolayca yapamadı. Huzursuzluğunun derinlerinde, “vahşi” dediği şeyi, ilksel adamı (ve kadını), ham haliyle insanlığı, türümüzün kolay kolay ele geçmez özünü bulma özlemi yatıyordu. İşte bu arayış onu insan eli değmemiş bir dünyanın (onun gözünde yıkılmamış bir dünyanın) izlerinin, haç ve üç renkli bayrağın altında varlığını sürdüğü Tahiti’ye ve Güney Denizi’ndeki başka adalara sürüklemişti.
    1897
    Ufuk Başkakalıntı yaptı6 ay önce
    Arkeologlar, ilk medeniyetlerin her ikisi de MÖ 3000 yılında ortaya çıkmış (güney Mezopotamya’da, yani bugünkü Irak’ta kurulmuş) Sümer ve Mısır medeniyetleri olduğunda hemfikirdir. MÖ 1000 yılına gelindiğinde medeniyet başta Hindistan, Çin, Meksika, Peru ve Avrupa’nın bazı kısımları olmak üzere Dünya’nın etrafında bir halka oluşturmuştu
    Ufuk Başkakalıntı yaptı6 ay önce
    Bugün bile bazıları gizemciliğin rahatlığından yanadır, kadim dünyanın harikalarının güneşin altında uğraşıp didinen binlerce insan yerine Atlantisliler, Tanrılar ya da uzay gezginleri tarafından yapıldığına inanmayı tercih eder. Bu düşünme biçimi atalarımızın hakkını onlardan esirger, bizleri de onların deneyimlerinden mahrum bırakır. Çünkü o zaman insan, dünyanın her yerinde insanların tekrar tekrar aynı ilerlemeleri kaydettiklerini, aynı hatalara düştüklerini söyleyen kemiklerle, çömlek parçalarıyla, yazıtlarla yüzleşmesi gerekmeksizin geçmiş hakkında neye inanmayı istiyorsa inanabilir
    Ufuk Başkakalıntı yaptı6 ay önce
    3000 yıl öncesine gelindiğinde en az yedi yerde medeniyet doğmuştu: Mezopotamya, Mısır, Akdeniz, Hindistan, Çin, Meksika ve Peru
    Ufuk Başkakalıntı yaptı6 ay önce
    O halde bir tür olarak umutla mahvolmaya yazgılıyız, öyle mi?” Umutla mı? Eh, evet. Umut bizi eski sorunlar için yeni çözümler icat etmeye yöneltiyor, bu icatlar da çok daha tehlikeli sorunlar yaratıyor. Umut, en büyük boş vaatte bulunan politikacıyı seçiyor; her borsa simsarının ya da piyango satıcısının bildiği üzere çoğumuz azıcık umudu, sağduyulu ve öngörülebilir bir sadeliğe yeğliyoruz. Açgözlülük gibi umut da kapitalizmin motorunu besliyor
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)