Hakan Urgancı

    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    Sen çocuktun, sandın ki hayatın “özne”sisin.

    Bir sokak oyununda seni maça dâhil etmek için topun olması gerektiğini görünce anladın ki sen ancak “gizli özne”sin.

    Hormon yağmuruna tutuldun bir ara, alışmıştın ya gizli özne olmaya, birinin gizli aşığı oluverdin. Şans bu! Önceleri “ilgi edatı”nı bile senden esirgeyen aşığın, nihayet kabul etti seni uzun ısrarlardan sonra ama olmadı, yaranamadınız ailenize... İkinize birden yüklendiler, birlikte “yüklem”i oldunuz kısa bir cümlenin.

    İşe alınmak için girdiğin mülakatlarda uzun süre “cins isim”din. Oysaki bileğinin hakkıyla istiyordun işi, cins’el kimliğinle değil! Ama sorun da buradaydı zaten; cinsel kimliğini kullansaydın bir süreliğine “özel isim”i oluverecektin amirinin.

    Oysa sen, zar zor girdiğin işte, “yuvarlak ünlü” olmamak adına, “sert ünsüz” takıldın. İyi halt ettin, kariyerine bir “zamir” olarak devam ettin.

    Zaman zaman mesai arkadaşlarınla sohbet ederken “Ne kadar az kazanıyoruz” gibi zarfları kullanarak seni zarfladılar. “Zarf”a gelmedin. Onlar yürüyüp gitti çeşitli yollardan, sen evlenmiştin, yeni ailenden azar işittin. “El âlem nasıl yapıyor?” sorusunu haklı olarak sordular, sustun. Biliyordun ki sen artık ailenin “gereklilik kipi” idin. Hayatını yüzlerce “meli” yönetiyordu ve sen çevrenin gözünde Allahın “malı” idin.

    En anlayış gösterilen zamanlarında çocukluğuna dönülüyor, gıyabında “küçültme ekleri” ile konuşuluyordu. “Adam”lığın gitmiş, “cağız”ı kalmıştı geriye.

    Sen hayatını zincirleme bir isim tamlaması içinde yaşamayı düşünürken (Ahmet’in yatının misafirleri), “belirtisiz isim tamlaması” kabilinden tanımlamalar kalmıştı sana, sokak kedisi olmuştun.

    Neler düşünmüştün, olmadı. Evdeki hesap çarşıya, sendeki karakter piyasaya uymadı. Hayat seni cümle içinde kullandı
    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    Şehir içindeki yolların meskûn mahal olarak kabul edilen yerlerinde hız sınırı saatte elli kilometre. (Memur beyin deyişiyle, “Yüzde on da marj var, elli beşe kadar ellemiyoz.”) Ankara’daki Konya Yolu’nu kullananlar bilirler; çevre yoludur, mesafeyi uzattığı hâlde çabuk gidebilmek için tercih edilir. Işık azdır, dört şeritlidir ve hız yapmaya uygundur, ama hız sınırı elli kilometredir. O şehir içi trafiğine girerim, daha iyi. Hiç olmazsa radara yakalanma korkusu yaşamam. Polis de biliyor, burada seksen-doksan kilometre hızın normal olduğunu. Zaten daha yavaş gidersen, trafiğin akışını engelliyorsun. Ancak polis ne yapsın? Hız sınırını onlar belirlemiyor ki ama paşa paşa ödettiriyorlar cezanı
    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    Caydırabiliyor mu bu kadar kınama, gol sevincini kabak çekirdeği yerine mermi çekirdeği ile kutlayıp bebekleri daha günahsızken toprağa mahkûm eden kalibresi yüksek, çapı düşük magandamı?

    Seçim dönemlerinde, boyuna yenilenen ve hesabı sorulamayan kaldırım taşları ile kaç tane Mısır’daki piramitlerden dikeceğimizi hesaplıyor muyuz?

    Hangi ülkede trajik bir haberi izlerken acılı gözyaşlarınız kahkahaya karışır?

    Selde rögar kapağından içeri kaçan aslan gibi bir adamın ya da kalbinden bıçaklanmış bir gencin fotoğrafını arkadaşlarına cep telefonuyla çektirerek stand up tadında ameliyat eden cerrahı izlerken hangi normal insan hem ağlayıp hem gülmez? Bu haberi izledikten sonra hangi normal insan artık sağlıklı duygular taşıyabilir?
    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    Çık güzelim çık, ortaya çık! Aşktan saklanmak ne gerek? Mutluluğun formülü çok açık: Bir sen, bir ben, bir de bebek...”

    Denilebilir ki yazar kafayı sıyırmış. Bu şarkıda mutluluğun formülünü, bilgelik izlerini bulduğuna göre
    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    Hepimiz hayat boyu, farkında olmadan mutluluğu kovaladığımızı zannederek çılgın bir yavru köpek gibi kendi kuyruklarımızı kovalıyor, ardından da sersem ve hâlsiz hissetmiyor muyuz
    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    Üretim süreçlerinde hiçbir şey düşünmediğinizi, dalıp gittiğinizi fark etmişsinizdir. İşte gerçek mutluluk anı budur
    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    “Ferrari’sini Satan Bilge”lerin, “in” olduğu bir çağda yaşıyoruz. Aslında hiçbir bilge, Ferrari’sini satacak kadar salak değildir. Çünkü Ferrari’si olan bilge yoktur. Bilgenin bilgeliği, Ferrari’nin aslında Ferrari olmadığını bilmekten gelir. Ferrari, aslında bilgenin ölümlü bedeni, bilgenin nefsidir. Bilge, aracı yapanın, iç dünyasında satın alandan daha mutlu olması gerektiğini bilir
    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    Ölümlü bedenlerinize, yani nefsinize tapmaya devam ettikçe mutsuz bir hiç olacaksınız. Çok para ve malın saadet getirmediğini anlayanların iç dünya yolculuğuna çıkma sebepleri budur. Ölümlü imkânları dışlamadan mutlu olamazsınız. Kaybedeceğiniz şeylere tapmaktan vazgeçmeden mutsuzlukla savaşamazsınız.

    Aslında tasavvuf da dâhil olmak üzere, tüm mistik öğretilerin özeti, “ölmeden önce ölmek”, yani nefsinizi terk etmek, “hepte hiç olmak”, yani var olan tek güçle bütünleşmektir
    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    Artık başladığımız noktaya dönmenin zamanı geldi:

    “Mutluluğun formülü çok açık: Bir sen, bir ben, bir de bebek...”

    Başından beri sözü bebeğe getirmek istiyordum. Neden mi? Bebek de bir üretimdir de ondan. Hem de üretilmişlerin en güzeli, en kutsalı..
    b9086205039alıntı yaptıgeçen yıl
    Yazı çizi takımını kurtaran bir fikirdir bu. En azından yılda bir kez tıkanan sanat erbabı, şu formülü bulmuştur: Çizemiyor musun? Çizememek hakkında çiz. Yazamıyor musun? Yazamamak konusu, Şam’ın en meşhur meyvesi
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)