David Eagleman

Incognito

Kitap eklendiğinde bana bildir
Bu kitabı okumak için Bookmate’e EPUB ya da FB2 dosyası yükleyin. Bir kitabı nasıl yüklerim?
    Haluk Demirtaşalıntı yaptıgeçen yıl
    Erkek tarla faresi belirli bir dişiyle yinelemeli biçimde çiftleştiğinde, beyninde “vazopresin” adı verilen bir hormon salgılanır. Vazopresinin beynin “accumbens çekirdeği” olarak bilinen bölgesindeki reseptörlere bağlanması ise “o” dişiyle ilintilendirilen bir haz duygusunun ortaya çıkmasını sağlar. Tek eşliliği kilit altına alan bu süreç, çift bağlanması (pair-bonding) olarak bilinir. İlginçtir ki, araştırmacılar genetik tekniklerle vazopresin düzeylerini yükselterek, çok eşli türleri tek eşli davranışlarına yönlendirebilmektedirler.134
    Haluk Demirtaşalıntı yaptıgeçen yıl
    Tarla faresini ele alalım. Bu küçük yaratıklar sığ yeraltı geçitleri kazarak bütün yıl boyunca etkin kalmanın yolunu bulurlar. Ama diğer birçok fare ve memeliden farklı olarak tek eşli yaşar, ömür boyu süren eş bağları sayesinde birlikte yuva kurar, birbirlerine sokulur, birbirlerini tımar eder ve bir ekip olarak yavrulara bakarlar. Yakın kuzenleri sefahat âlemine dalmışken, bu hayvanlar neden böylesi bir adanmışlıkla bağlanır eşlerine? Yanıtı yine hormonlarda aramak gerek
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptıgeçen yıl
    Galileo’nun öldüğü yıl olan 1642’de Isaac Newton’un doğması ve daha sonra Güneş çevresindeki gezegen yörüngelerinin denklemlerini açıklayarak Galileo’nun başladığı işi bitirmesi, bana hep etkileyici gelmiştir.
    Nurlan Süleymanovalıntı yaptı2 yıl önce
    Kendi kurduğu birçok tahtın üzerinden defalarca düşen insan, çevresine şöyle bir baktı ve merak etmeye başladı: Acaba kör ve amaçsız bir kozmik süreç içinde şans eseri mi yaratılmıştı?
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    Eğer beyinlerimiz, anlaşılabilecek kadar basit olsaydı, bizler onu anlayacak kadar akıllı olamazdık.
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    iç gözlemin de sınırları vardır. Şu kadarını düşünün yeter: Çevresel sinir sisteminiz, bağırsaklarınızda gerçekleşen etkinliklerin denetimi için tam yüz milyon nöronu görevlendirmiştir (buna “enterik” [bağırsak ile ilgili] sinir sistemi adı verilir). Yüz milyon nörondan bahsediyoruz burada. Ve istediğiniz kadar iç gözlemde bulunun, bu işleyişi değiştirecek hiçbir şey yapamazsınız. Gerçi yapmak da istemezsiniz olasılıkla. Sistemin bu şekliyle, yani otomatik ve optimize düzenekler halinde işleyerek yiyecekleri bağırsaklarınızda yönlendirmesi, fikrinizi sormadan sindirim fabrikasını denetleyecek kimyasal sinyalleri sağlaması sizin için çok daha hayırlı olacaktır.
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    Kendi kurduğu birçok tahtın üzerinden defalarca düşen insan, çevresine şöyle bir baktı ve merak etmeye başladı: Acaba kör ve amaçsız bir kozmik süreç içinde şans eseri mi yaratılmıştı? Yine de enkazın içinden kendisine bir amaç bulmak için var gücüyle çalıştı
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    Kimi düşünürlere göre, evrenin büyüklüğü daha açık hale geldikçe, insan da önemini o ölçüde yitiriyordu; neredeyse kaybolma noktasına varana dek.
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    Etkili yasalar, yalnızca insanların nasıl davranmasını istediğimizi değil, gerçekte nasıl davrandıklarını da açıklayan etkili davranışsal modeller gerektirir.
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    Özgür irade, sezgilerimizin bize söylediği kadar basit bir olgu değildir; bu konuda yaşadığımız kafa karışıklığı ise, onu cezai kararlar alırken bir temel olarak anlamlı biçimde kullanamayacağımıza işaret eder.
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    özgür irade sorusunun cevabı o kadar da önemli değildir; en azından toplumsal politikalar açısından. Şöyle açıklayayım: Hukuk sisteminde otomatizm adı verilen bir savunma türü vardır. Bu savunma, kişi bir davranışı “otomatize” halde gerçekleştirdiğinde öne sürülür; diyelim ki, bir araç sürücüsünün, sara krizi nedeniyle arabasını kalabalığın içine sürmesi durumunda. Eğer avukat, eylemin gerçekleşme nedeninin müvekkilinin kontrol edemediği bir biyolojik süreç olduğunu iddia ederse, otomatizm savunmasını kullanmış demektir. Sonuçta, ortada bir suç eylemi varsa da, eylemin ardında herhangi bir seçim yoktur.
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    “Belirlenimciliğin hiçbir ölçüsünün, kendisini özgür bir canlı olduğu düşüncesinden vazgeçiremeyecek olması bile tek başına, insanı bir yaradılış şaheseri kılmaya yeterlidir.”
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    Doğal farz ettiğiniz güdüler (“Ben bir hetero/homoseksüelim,” “Çocuklar/yetişkinler beni çeker,” “Saldırgan/uysal bir yapım var,” vs.), aslında nöral mekanizmanın incelikli ayrıntılarıyla belirlenir.
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    Kendisine hiç seçim hakkı tanımayan yollarla beyni hasar görmüş bir kişi, ne ölçüde kabahatlidir? Ne de olsa, biyolojimizden bağımsız davranamıyoruz, öyle değil mi
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    Eğer bilinçli siz, zihinsel düzeneğin üzerinde, daha önce sandığımızdan çok daha az denetime sahipseniz, bütün bunlar sorumluluk kavramı açısından nereye varıyor?
    Xuraman Memmedovaalıntı yaptı10 ay önce
    Bilinçli farkındalığınızın çevrimiçi duruma geldiği zamanları düşünün. Dünyada olup bitenlerin beklentilerinize aykırı düştüğü zamanlardır bunlar.
    Haluk Demirtaşalıntı yaptıgeçen yıl
    Angela Scarpa ve Adrian Raine adlı psikologlar da benzer şekilde, antisosyal kişilik bozukluğu (suçlular arasında sıklıkla görülen ve başkalarının duygu ve haklarını tümüyle hiçe sayma tutumuyla özetlenebilecek bir sendrom) tanısı konmuş kişilerde beyindeki işlevsel farklılıkları ölçtüler. Bulgulara göre, sendromun ortaya çıkma olasılığı, beyin anormalliklerinin olumsuz çevresel deneyimlerle bir araya geldiği kişilerde en yüksekti.257Bir başka deyişle, beyninizle ilgili bazı sorunlarınız olsa bile, iyi bir ev ortamında yetişmişseniz böyle bir sıkıntı yaşamayabilirsiniz. Ama hafif beyin hasarına kötü bir ev yaşamı da eşlik ediyorsa, zarların lehinize gelmesi olasılığı çok düşüktür
    Haluk Demirtaşalıntı yaptıgeçen yıl
    Akranlarla yetişmiş
    Anne bakımında yetişmiş
    Kısa alel
    saldırgan
    olumlu
    Uzun alel
    olumlu
    olumlu
    Haluk Demirtaşalıntı yaptıgeçen yıl
    İncelemelerini derinleştiren Suomi ve ekibi, serotoninin taşınmasında rol alan bir proteini kodlayan genin, bir bireyde iki farklı formdan (genetikçiler bunlara “alel” adını verir) biri halinde bulunabileceğini keşfettiler. 251Bunları şimdilik kısa ve uzun formlar olarak adlandırırsak, genin kısa formuna sahip maymunlar öfke denetiminde başarısız olurken, uzun formu taşıyanlar normal davranış kontrolüne sahipti.
    Ancak bu, hikâyenin yalnızca bir kısmıydı. Bir maymunun kişiliğinin nasıl geliştiği, yaşadığı ortama da bağlıydı. Yavru maymunun yetişmesinin iki yolu vardı: Ya annesinin yanı başında (olumlu ortam koşulları) ya da akranlarıyla (güvensiz bağlılık ilişkileri) büyüyecekti. Genin kısa formuna sahip maymunlar, akranlarıyla birlikte büyüdüklerinde saldırgan tipe dönüşüyor, ama annelerinin bakımı altında yetiştirildiklerinde sonuç çok daha olumlu olabiliyordu. Uzun gen formuna sahip maymunlarda ise yetişme koşulları pek bir şey değiştirmiyor gibiydi; maymunlar her iki duruma da uyum sağlayabiliyorlardı.
    Bu sonuçları yorumlamanın en az iki yolu vardır. Birincisine göre uzun alel, olumsuz bir çocukluk ortamına karşı direnç sağlayan “iyi gen”dir (aşağıdaki tabloda, sol-alt köşe). İkincisine göre ise iyi bir anne bakımı, normalde ortalıkta “kötü tohum” olarak dolaşabilecek maymunlara, zaaflarına karşı direnç sağlamaktadır (sağ-üst köşe). Getirilebilecek diğer yorumlar bir yana, bu iki yorum da aslında aynı önemli sonuca işaret eder: Nihai ürün, genetik ve çevrenin birleşiminin bir sonucudur
    Haluk Demirtaşalıntı yaptıgeçen yıl
    Bir başka deyişle, çoğunluğun arasına kabul düzeyi ne kadar düşükse, şizofreninin ortaya çıkma olasılığı da o kadar yükselir
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)