Samipaşazade Sezai

Sergüzeşt

    b3181542081alıntı yaptı4 gün önce
    münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu üzere bir müellifin yazdığı veya daha ehemmiyetli olarak yazamadığı şeyleri anlamak için onun bulunduğu muhiti ve muhat olduğu tesirât ve teessürâtın nüfuzunu arz etmektir.
    O zamanki hayatta
    b3181542081alıntı yaptı4 gün önce
    ve sair yerlerde yazdıklarım cem edilse Sergüzeşt gibi birkaç kitap olur. Şimdi geçmiş, maziye münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu
    b3181542081alıntı yaptı4 gün önce
    edilse Sergüzeşt gibi birkaç kitap olur. Şimdi geçmiş, maziye münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu üzere bir müellifin yazdığı veya daha ehemmiyetli olarak
    b3181542081alıntı yaptı4 gün önce
    maziye münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu üzere bir müellifin yazdığı veya daha ehemmiyetli olarak yazamadığı şeyleri anlamak için onun bulunduğu muhiti ve muhat olduğu tesirât ve teessürâtın nüfuzunu arz etmektir.
    O zamanki hayatta Avrupalılarınki
    b3181542081alıntı yaptı4 gün önce
    yeldâda doğan tek tük yıldızlar, terk-i diyâr ederek gurbet ellerinin âfâk-ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu. Edebiyat ile baş başa kalmak için bütün vatanda bir kûşe-i ârâmîde yoktu. Bu hallere karşı tesir-i muhit ile geçirdiğim
    b3181542081alıntı yaptı4 gün önce
    âfâk-ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu
    b3181542081alıntı yaptı4 gün önce
    volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu
    b3181542081alıntı yaptı4 gün önce
    -ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin
    b3181542081alıntı yaptı21 gün önce
    ellerinin âfâk-ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu. Edebiyat ile baş başa kalmak için bütün vatanda bir kûşe-i ârâmîde yoktu. Bu hallere karşı tesir-i muhit ile geçirdiğim şedit, yakıcı, muharrip bir hayat-ı asabî içinde yazıhanemin önünde mülhime-i şiirin fikrî taltif ve teşrifini beklerken kapımda hafiyelerin ayak seslerini, penceremden beni gözetleyen kaplan bakışlı gözlerini görürdüm. Çünkü Sergüzeşt’e esaret aleyhinde başlamış ve “hürriyetine” diyerek nihayet vermiştim.
    O devirde milletlere temin-i refah ve ticaret için, ilim ve marifet ihracât ve ithalâtı için fikir u zeka mesire ve tenezzühleri için ummanın üzerinde iyâb ü zehâb eden saray-ı cârîlerin izleri, hututu; kıtaları birbirine raptederken, ilme yeni bir mekşûfe ilavesi emeliyle kutuplara gidip gelinir iken Boğaziçi’nin geceleri bir sahilinden diğer sahiline geçmek memnu idi. Hâlbuki o sahiller, bazen rüya-yı behiştîye benzeyen Boğaziçi’ne hayalin istiğrakı için
    b3181542081alıntı yaptı21 gün önce
    Cihan-ı irfandan gördüğün bu telakkiye karşı hiç olmazsa beş on kitabın Sergüzeşt’i takip edecekti. Sergüzeşt bir vaat idi. Vaadini niçin tutmadın?...
    1305. Otuz üç sene sabah olmak bilmeyen, ufuklarında en küçük bir şule-i şafak görünmeyen bir şeb-i yeldâ içindeydi. O şeb-i yeldâda doğan tek tük yıldızlar, terk-i diyâr ederek gurbet ellerinin âfâk-ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu. Edebiyat ile baş başa kalmak için bütün vatanda bir kûşe-i ârâmîde yoktu. Bu hallere karşı tesir-i muhit ile
    b3181542081alıntı yaptı21 gün önce
    Ben istitâr ettim. Küçük Şeyler ile Rumuzü’l-Edeb’i1 neşrederek Paris’e hicretle yedi sene Şura-yı Ümmet Gazetesi’nde mücadele ettim. O gazete ve sair yerlerde yazdıklarım cem edilse Sergüzeşt gibi birkaç kitap olur. Şimdi geçmiş, maziye münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu üzere bir müellifin yazdığı veya daha ehemmiyetli olarak yazamadığı şeyleri anlamak için onun bulunduğu muhiti ve muhat olduğu tesirât ve teessürâtın nüfuzunu arz etmektir.
    O zamanki hayatta Avrupalılarınki gibi roman mevzuu bulmak müşküldü. Fakat Avrupalılar gibi yazmak ne için? Sade, mahrem ne kadar roman mevzuu bulunurdu. Bir de ben hissetmediğim şeyi yazamam. Daha doğrusu yazmak istemem. Hâlbuki en büyük eserler histen ziyade fikir ile yazılır. Hissin galebe ettiği eserler kadınlaşır. Mesela Endülüs’teki Araplar’ın bedâyi’-i mimariyesinde his o kadar galebe etmiştir ki taştan duvarlarında kalpleri görülür, saray-ı bedâyi’lerinin menkûşâtındaki renklerin

    hujı

    b3181542081alıntı yaptı22 gün önce
    yayınlanmasından sonra göz hapsinde
    b3181542081alıntı yaptı22 gün önce
    taşlarından biri olmuştur
    b3181542081alıntı yaptı22 gün önce
    edebiyatını yakından takip etmiştir. Eserlerinin yekûnu
    b3181542081alıntı yaptı22 gün önce
    konakta Hafız’ın Divan’ını okutasıymış
    b3181542081alıntı yaptı22 gün önce
    Londra elçiliğinde görev almıştır. Londra’da dört yıl kalıp bu süre zarfında
    b3181542081alıntı yaptı23 gün önce
    kendisinin biricik olması sebebiyledir.
    Çünkü edebî denilmeyi hak eden her eser, yalnızca kendi yazıldığı dönemin sorularına cevap aramakla kalmaz kendimize her zaman sorduğumuz soruları da bize tekrar yöneltir. O halde, edebî eserler ebedîdir de.
    Türkçenin klasikleri için de bu böyledir. Türk klasikleri deyince bugünden bakılarak
    b3181542081alıntı yaptı23 gün önce
    dizisi işte bu üç durağın önemli eserlerini bir araya toplayıp dizgisinden kapağına kadar, dikkatlice çalışılmış bir referans olma gayesiyle hazırlanmıştır. Papersense Türk Klasikleri dizimizde
    b3181542081alıntı yaptı23 gün önce
    biricik olması sebebiyledir.
    Çünkü edebî denilmeyi hak eden her eser, yalnızca kendi yazıldığı dönemin sorularına cevap aramakla kalmaz kendimize her zaman sorduğumuz soruları da bize tekrar yöneltir. O halde, edebî eserler ebedîdir de.
    Türkçenin klasikleri için de bu böyledir. Türk klasikleri deyince bugünden bakılarak
    b3181542081alıntı yaptı23 gün önce
    olduğu üzere bir müellifin yazdığı veya daha ehemmiyetli olarak yazamadığı şeyleri anlamak için onun bulunduğu muhiti ve muhat olduğu tesirât ve teessürâtın nüfuzunu arz etmektir.
    O zamanki hayatta Avrupalılarınki
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)