Halil İnalcık

Devlet-i Aliyye

Kitap eklendiğinde bana bildir
Bu kitabı okumak için Bookmate’e EPUB ya da FB2 dosyası yükleyin. Bir kitabı nasıl yüklerim?
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Anadolu’da Celâlîlerden kurtulmak için köylüler yerlerini bırakıp kitle halinde kaçışmaya başladılar ki, tarihte bu göç, Büyük Kaçgun adıyla bilinmektedir.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Sarıca ve sekban adını alan bu kuvvetler, savaş sonunda harçlıksız kaldıkları, devletçe ücretleri ödenmediği zamanlarda, Anadolu’da halk üzerine salgun salarak geçinmekte, salgun vermeyen köy ve kasabaları yakmakta ve halkı yağmalamakta ve katletmekte idiler. Bunlara Celâlî eşkiyası adı verilmiştir.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
reâyanın fakirleşmesi veya dağılması devletin gelir kaynaklarını ortadan kaldırır ve gelirsiz bir devlet de ayakta duramaz (Adâlet Dâiresî teorisi).
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Geleneksel Doğu devlet anlayışına göre, bir devleti ayakta tutan prensiplerin başında adâlet, yani reâyayı mezâlimden, yetkileri kötüye kullanmalara karşı korumak gelir.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Büyük kapitallerin sırasıyla sahipleri: 1. Sarrâf-mücevheratçılar, 2. Bölgelerarası ticâret malları (başta bezzâz ve kumaşçılar olarak keten, lök, kahve, bakır, demir, kalay) ticâreti yapanlar, 3. Ziraî işletme çiftlik sahibi olup pazar için tahıl üreten ve hayvan besleyenler, 4. Fâizcilikle, dükkân kiralamakla, değirmencilikle uğraşanlar veya çeşitli sanatlara “sermaye” yatıranlar şeklinde başlıca dört grupta toplanabilir. Bursa’da gördüğümüz gibi, en büyük kapitaller sarrâf-mücevheratçılar, bezzâz ve kumaşçılar elinde toplanmıştır
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
21,2

(Büyük kısmını kredi ile verilmiş mallar oluşturur. Fâizle verilmiş borçlar ve mudâraba sermayeleri de buna dahildir)

Ziraî yatırım (çiftlik ve hayvanlar)

16,6

Sınaî-ticarî stok mallar

11,9

Köleler

2,9
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Ev eşyası ve elbiseler

14,6

Ev ve dükkânlar

13,7

Nakit para

19,1
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Altınla hesap edersek, serveti 10.000 altını aşan 5 kişi, 1605’ten önce yaşamışlardır ve üçü tüccâr ikisi askerî sınıftandır.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Fakat eski ustalar, kendi amaçları için hirfet kurallarından yararlandıkları gibi, kalfa-işçiler ve yeni ustalar da, mücadelede yine hirfet esaslarından yararlanmışlardır. Büyük şehirlerde, kenar mahallelerde, hirfetin izni olmadan dükkân açanlar (koltuk), kendi aralarında bir yönetim kurulu seçip ikinci bir hirfet oluşturmuşlardır. Ana-hirfetin çabasına aldırmayarak yeniler (eskilerin hâm-dest, yani acemi dedikleri yeni ustalar) çok defa kendilerini resmî otoriteye tanıtma yolunu bulmuşlar ve ayrı hirfetler kurmuşlardır. Ana hirfetler için çalışan yamak hirfetlerin çalışmama kararı vererek ana-hirfetleri ücret ve başka konularda isteklerini kabul etmeye zorladıklarını da görüyoruz ki, modern grev yöntemine çok benzer.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
16. yüzyıl Edirne askerî-yönetim sınıfı üyelerinde de görüyoruz.

En zengin olanların, hoca oğulları, yani zengin tüccârın oğulları, âzâd edilmiş eski köleler ve çelebiler, yani yönetici sınıfın üst basamağından olanların oğulları olması dikkati çeker. Ulemadan ticâret ve ipekli endüstrisiyle uğraşanlar da vardır. Âzâd edilmiş köleler, zamanında efendilerine kumaş dokuma işçisi veya ticarî ajan olarak hizmet ettiklerinden, iş hayatında deneyim kazanmışlar, özgür olduklarında bağımsız iş hayatına atılıp kendilerine yeni bir yaşam kurmak için büyük bir çaba göstermiş ve Osmanlı toplumunun enerjik ve yatırımcı bir öğesi haline gelmişlerdir.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Vakıf giderlerinin büyük kısmı, cami, mescid, medrese, mektep, köprü, han, hamam, çeşme, zâviye, imâret, hastane inşası ve bakımı giderlerine harcanırdı. Böylece, bugün modern devletin yüklendiği bu gibi kamu hizmetleri vakıf yolu ile yerine getirilmiş olurdu. Bu sistem, Rumeli’de Osmanlı şehirlerinin kuruluşunda da başlıca rolü oynamıştır.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
ceza kanûnnâmesi tektir ve geneldir. Bu, doğrudan doğruya İslâm hukukunda genel ukûbât (ceza) anlayışından doğar. Ukûbât konusunda müslim ve gayrimüslim aynı durumdadır. Bunun içindir ki, 1583 tarihli bir kanûnda “tüm imparatorlukta suçlar karşılığı konulan örfî cezalar”[206] (âmme-i memâlik-i mahrûsada cinâyât mukabelesinde vaz' olunan cerâim-i ma'rûfe”)dan söz edilmiştir. Ceza kanûnnâmesinin bu genel karakteri dolayısıyladır ki, sancak kanûnnâmelerinde cezalar bahsinde sadece eski Osmanlı kanûnlarına baş vurulması (“kanûn-i kadîm-i Osmânî’ye müracaat olunması”) kaydedilmiştir.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Tedbîr, kutsal dogma (hikmet) esasına göre olursa, ona “siyâset-i ilahî” denir, onu Peygamber koymuş olup Şerîatten ibarettir. Tedbîr, yalnız akıl esasına dayanırsa “siyâset-i sultanî ve yasag-i pâdişahî derler ki, ona örf de denir”, Cengiz Han yasası gibi (Tursun Bey bu misâli kendisi zikreder). Bu iki çeşit tedbîr de, bir pâdişahın varlığına bağlıdır. Tursun’a göre, birincisi, yani Şerîatı koyan her zaman hazır olmasa olur. Zira, Tanrısal kural kıyamete kadar âlemin maddî ve manevî düzenini sağlamaya yeter. Fakat her devirde bir pâdişah mutlaka gerekir. Zira pâdişah olmazsa insanlar gerektiği şekilde bir arada yaşayamazlar, düzen kalmaz, belki tamamıyla mahvolurlar
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Askerî kapsamına pâdişah beratı ile, devlet hizmetinde olup maaş olan bütün sınıflar girer.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Onlara ait davalar kadıaskerin yetkisi altındadır. Reâya ise, askerî sınıf dışında vergi veren bütün tebaadır.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Fâtih’in ikinci kanûnnâmesi, Reâyâ Kanûnu’dur.[203] Yani, vergi yükümlüsü tebaanın vereceği örfî vergileri gösterir.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Burada, Göktürklerdeki gibi töre ve yasaların, imparatorluk kuran büyük hanlar tarafından değişmez yasalar olarak ilân edildiği anımsanmalıdır.
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Kardeş katline dair madde, bu bakımdan incelenmeye değer. Daha I. Bayezid, Kosova savaş meydanında (1389) kardeşi Ya'kub’u idam ettiği zaman, bir iç-savaşı önlemek için vezirlerin reyi ile bunu yaptığı belirtilmiştir. Sonra onun oğulları arasındaki iç-savaş (fetret) aynı hareketi gerekli gösterecek kadar devleti temelinden sarsmıştır. I. Mehmed büyük oğlu Murad’ı veliaht yaptığı zaman, iki küçük oğlunu ölümden kurtarmak için önlem almıştı. II. Murad, kendisine karşı ayaklanarak Karaman oğulları ve Bizans ile birleşen kardeşi Mustafa’yı yakalayıp idam etmek zorunda kaldı. Dukas[201] Osmanlılarda kardeş katlinin bir âdet olduğunu işaret eder. Fâtih tahta çıkar çıkmaz, küçük kardeşi Ahmed’i ortadan kaldırdı. O, bu eski âdeti, kanûnnâmesinde, sultan “karındaşlarını nizâm-i âlem için katl etmek münasibdir, ekser ulema dahi tecvîz etmiştir” formülü ile ifade etti. Burada devlette iç kavgayı önlemek için ulemanın onayı ile kardeşlerin katlinin bir kanûn değil, bir önlem, câiz görülen bir âdet olduğu belirtilmiştir
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
Bir bakıma Şerîat için müfti ne ise, örfî kanûnlar için de nişancı öyle sayılır (bunu belirtmek için bir nişancıya “müftî-i kanûn” lakabı verilmiştir).
Faik Eryaşaralıntı yaptı2 yıl önce
İstanbul’un fethinden sonra Fâtih, sınırsız bir otorite kazanmış ve merkezî ve mutlak imparatorluk kesinlikle kurulmuştur
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)