Kitaplar
Erzurumlu İbrahim Hakkı

Marifetname – 1

    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Gizli alâmetler: İnsanlarda hürmet, sevgi, acıma duygusu, edep, hayâ, cömertlik, ahde vefâ, doğruluk, gönül rahatlığı, dostluğun korunması gibi dinî emirlerin yerine getirilmemesi. Allah korkusunun azalması şeriatın hükümlerinin uygulanmaması. Şehirlerde mescidlerin çoğalması ancak cemaatinin az olması, binâların yükselmesi, elbiselerin incelmesi, kadınların ve çocukların idareyi ele geçirmeleri. Kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara benzemeye heves etmeleri, eşcinsellik ve lezbiyenliğin yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretlerinin kesilmesi, alış-verişlerde dînî hükümlere bağlılığın azalması, kötülerin saygınlık kazanması, iyilerin hor görülerek aşağılanması. Câriyelerin efendilerini doğurması, çokça kan dökülmesi, anarşi ve karışıklığın artması ve kabirlerin süslenmesi gibi hususlardır ki bunlara kıyametin şartları da denilir.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Bütün varlıklar insanın hizmetkârıdır. Çünkü insan, hizmet ve ikram edilmeye lâyıktır. Varlık içindeki makãmı onurlu, şerefli ve saygın bir konumdadır. Çünkü o, bütün yaratılmışlar içinde biriciktir; hepsinden güzel ve bilgilidir.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Hak teâlânın emri ve yönlendirmesi ile gökler ve yıldızlar dönüp hareket ederek dört unsuru söz konusu istihâle (başkalaşım) kuralına göre birbirine karıştırıp yoğururlar. Böylece dört ana unsurun birleşmesi ve karışımından, önce madenler, ondan bitkiler, ondan da canlılar meydana gelmiştir. Canlılar olgunluğa ulaştığında insan yaratılmıştır. Bu mürekkep cisimlerin sıralanan dört mertebesi arasında arada olan mürekkep cisimler de vardır. Şöyle ki madenlerle bitkiler arasında orta yerde bulunan cisim mercandır. Çünkü mercanlar katılıkta taş [19/a] gibidir. Bitkiler
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Suyun toprağa dönüşmesinin delili: yağmur damlaları inince toprağa ulaşan ilk damlalar toprak olup görünmez olur. Nitekim bu hal, her zaman hemen gözlemlenebilir. Çünkü o sırada yağan yağmur damlalarının yaşlığı, toprağın kuruluğuna oranla az olduğundan mağlup olup damlaların yaşlığı toprağın kuruluğuna dönüşerek su toprak olur. Ne zaman ki yağmur damlaları çoğalarak yaşlık artarsa, işte o zaman su toprak değil çamur olur.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    çiğ ve (kırağı) denilen yaşlıktır. İşte o, şebnem ve kırağı aslında seher vaktinde soğuyup suya dönüşen havadır. Çünkü havanın sıcaklığı, suyun soğukluğuna dönüşse; o vakit hava su olur.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Havanın suya dönüşmesine delil: İlkbahar ve Sonbahar mevsimlerinde sabah vaktinde bitkiler üzerinde olan şebnem v
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Ey varlığı mutlak gerekli (vâcibü’l-vücûd) olan Allah’ım! Ey verenlerin ve cömertlerin en hayırlısı! Sonsuz rahmetinin nûrlarını üzerimize saç! Ve senin yüce zâtını hakkıyla tanımayı bize kolay eyle!
    Allah’ım! Seni tesbih ederiz. Ve biz, senin öğrettiğinden başkasını bilmeyiz, senin anlattığından başkasını anlamayız. Senin gönlümüze ilhâm ettiğinden başka hakikate dair bilgimiz (marifetimiz) yoktur. Çünkü sen her şeyi hakkıyla bilensin. Bütün işlerinde hikmet sahibisin; her şeye hakkıyla hükmedensin. Cömertsin, ikram sahibisin. Çok esirgeyicisin, merhametlisin. Âmin.
    Ey rahmetiyle kullarına yardım eden; bağışlayanların en merhametlisi.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    kıyamete kadar bâkîdir, ortadan kaldırılamaz. Hükümleri hiçbir şekilde değiştirilemez. Rasûlullah’ın hicretinden bu güne kadar kamerî takvime göre sene, 1170 olmuştur. (M. 1756) Şu halde zamanın son demleri olup dünyanın ömrü tükenmiştir. Kıyamet yaklaşmıştır; edep ve hayâ, muhabbet, bağlılık, doğruluk ve gönül rahatlığı kaybolup gitmiştir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v)’in haber verdiği kıyamet şartlarının pek çoğu gerçekleşmiştir.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    yüz yıllık hasretin ardından Arafat dağı üzerinde kavuşmaları mümkün olmuştur.
    Nazm
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Bundan sonra Hak teâlâ ona şöyle seslendi: “Ey Âdem! Havva ile birlikte cennetimde kalınız, verdiğim her türlü nimetlerden lezzet alınız. Ancak buğday ağacının yakınına bile varmayınız. Odan yiyerek bana karşı isyan etmiş olmayınız” diyerek tembih etmiştir. Bundan sonra Hz. Âdem ile Havva bin yıl kadar cennette safâ sürmüşlerdir. Bundan sonra Âdem atamız, Havva anamızın sözüne uyarak buğday ağacından alıp ikisi de yediklerinde Hak teâlâ onları cennet elbiselerinden soyup dünyaya indirmiştir. İşte o vakit Âdem (a.s.) Hindistan’da yüksek bir dağ üzerine inmiştir. İki yüz yıl o dağda ağlayıp tövbe ile meşgul olduktan sonra, tövbesi kabul olunmuştur. Havva anamız da Âdem atamızı bulmak için yeryüzünün her tarafına gitmiştir. Hz. Âdem’in tövbesi kabul olunca, o da Hz. Havva’yı aramaya koyulmuş, iki
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Hak teâlâ, Âdem (a.s.)’ı yeryüzünde yarattıktan kırk yıl sonra onu göklere kaldırdı ve Firdevs Cenneti’ne koydu. Ona her cennete mahsus, eşsiz güzellikte elbiseler giydirdi ve pek çok nimetler verdi. Ona bir nimeti [13/a] verdikçe, “Bu nimete kanaat eder misin” diye Âdem (a.s.)a hitap etmiş, o da her seferinde, “Buna kanaat etmem ey Rabbim” diye cevap vermiştir. Nihayet Âdem (a.s.)’a bir uyku hali verdi. İşte o uyuklama sırasında Âdem (a.s.)’ın sol kaburga kemiğinden Hz. Havva anamızı yaratınca Âdem (a.s.) gözünü açıp yanında kendi gibi sevimli bir insanın oturmakta olduğunu gördü. Onunla sohbet edip aralarında dostluk, muhabbet ve yakınlık hâsıl olunca Hak teâlâ Âdem’e tekrar hitap edip; “Ey Âdem, bu nimetimle nicesin?” diye buyurdu. O dahi şöyle cevap verdi; “Ey Rabbim, hesapsız nimet denizine, gark oldum. Bu nimetini bütün nimetlerden daha üstün buldum. İşte bununla yetinirim. Havva ile huzura erip dostluğuna alışıp onunla muradıma erdim. Bu verdiğin nimete şükrediyorum, onun bahşettiği mutlulukla doldum.” dedi.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    cini yaratıp ona Mâric ismini vermiştir. O cinlerin babasıdır. Ondan eşini yaratıp ona da Mârice adını vermiştir. Bu ikisinin evliliğinden cin topluluğu türemiş yüzbinlerce kabîle meydana gelmiştir. Allah’ın rahmetinden kovulmuş iblis dahi onların arasından çıkmıştır. Cin toplumu nihayetinde çoğalarak yeryüzünü doldurmuşlardır. Şekil itibariyle insana benzemektedirler. Ancak melekler gibi latîf varlıklar olduklarından, istedikleri şekle girebilirler. Soyları öylesine çoğalmıştır ki yeryüzüne sığamamışlar, bu yüzden lânetlenmiş şeytan evlatlarıyla birlikte dünya göğüne çıkıp oraya yerleşmişlerdir. Bütün cinler gece gündüz Allah’a ibadet edip aslâ isyan etmezlerdi. Bu şekilde yedi bin sene geçti, ardından yeryüzünde kalanları karışıklık çıkarıp kan dökmeye başladılar. Allah’a itaati bırakıp isyan ettiler. Bundan sonra Hak teâlâ her yüz senede bir kere kendi içlerinden peygamber göndermiş, onlar onu da öldürmüşlerdir. Bu şekilde on iki bin senede yüz yirmi peygamber öldürmüşlerdir. Bundan sonra Hak teâlâ onlara gazaplanıp dünya semâsında yerleşmiş olan iblisi evlatlarıyla birlikte yeryüzüne göndermiştir. Ardından dünyada bulunan cinleri bir yerde toplayıp gökten bir ateş indirmiş ve onunla hepsini yakmıştır.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Hak teâlâ ruhlar âlemini yaratıp iki bin yıl kadar zaman geçtikten sonra cisimler âlemini var etmiş, altı günde arş-ı âlâdan karanlıklara ve perdelere varıncaya kadar bütün âlemlerin tamamını bir düzen ve intizam içine koymuştur. Bundan sonra büyük melekleri arş-ı a‘zamın ayağında yerleştirip Yüce zâtından korkan ve saf tutan (hâffûn ve sâffûn) melekleri için arşın çevresini mekân eylemiştir. Diğer büyük meleklere ise, mertebelerine göre belirlenmiş makãmlar bağışlayıp bir kısmını kürsîde, bir kısmını sidrede, bir kısmını hamd sancağı (livâi’l-hamd) altında ve bir kısmını da cennette hûri ve hizmetkârlarla birlikte iskân eylemiştir. Meleklerin binlerce çeşidiyle gökleri, yeryüzünü, denizleri ve cehennemi doldurmuştur. Hak teâlâ onları karada ve denizlerde olan yaratıklarına hizmetkâr kılmıştır. Cehenneme dolan melekler zebânîlerdir. Ruhlar bölük bölük askerler gibi gökleri ve yeri kuşatmış olan İsrâfîl’in sûru içinde olup her sınıf kendi mertebe ve derecesine göre makãmını bulmuştur.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Cehennem tabakalarından ilkinin adı da Cehennem’dir. Oradaki azap diğerlerine nazaran hafiftir. Burası, Muhammed ümmetinin günahkârları için yaratılmıştır. İkinci tabakanın adı, Saîr’dir[410] ki Hristiyanlar orada hapsedilmiştir. Üçüncü tabakanın adı, Sakar’dır[411] ki orası Yahudiler için ayrılmıştır. Dördüncü tabakanın adı Cahîm’dir[412] ki dinden dönen (mürted)ler ve şeytanlar için onun pek şiddetli azâbı vardır. Beşinci tabakanın adı, Hutame’dir[413], Gayyâ Kuyusu ondadır. Ye’cûc ve me’cûc ile kafirlerin yeridir. Altıncı tabakanın adı, Lezâ’dır[414]. Putperest, ateşperest ve sihirbazlar için hazırlanmıştır. Yedinci tabaka en diptedir ve adı, Hâviye’dir[415]. O dinsizleri, zındıkları, hîlekârları, yalancı ve münafıkları içine alacaktır. Onun ateşinin yakıcılığı ve gazabının şiddeti diğer cehennem tabakalarının hepsinden fazladır. Sayılan yedi cehennem tabakasının tüm katmanları yedi binden fazladır.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri şu konuda görüş birliği içindedirler. Hak teâlâ gökleri ve yerleri yaratmayı murad edince, daha önce sözünü etmiş olduğumuz yeşil cevherin suyundan, cennetleri ve hazineleri, altında kalan artığının katıksız ve latîf olanından da yedi kat gökleri yaratmıştır. Ondan arta kalan bulanık ve yoğun kısmı (tortuyu) birbirine vurmuştur. Onun özü üstüne çıkıp da dalgaları yükselince, söz konusu özü ve dalgaları öylece dondurmuş, yerler ve dağlar, işte böylece meydana gelmiştir. Bundan sonra Hak teâlâ bütün dağların ana damarlarını (fay hatlarını), yeryüzünü bütünüyle kuşatmış olan Kaf Dağı’na bağlamıştır. Bir büyük meleği, meydana gelecek depremlerle ilgili görevlendirmiş; [11/a] dağların damarlarını (fay hatlarını) ona itaatkâr kılmıştır. Hak teâlâ bir yerin halkını günahlardan sakındırmak isterse, görevli melek Allah’ın emriyle o bölgedeki dağların damarlarını harekete geçirir. (fay hatlarını tetikler) Böylece o bölgenin halkı deprem korkusuyla içine düştükleri gafletten uyansınlar ve Hak teâlâya yönelip O’na itaat etsinler.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Ra’d adında bir küçük melek yaratıp onu Mîkâil (a.s.)’ın emrine vermiştir. Onun demirden bir kırbacı (kamçısı) vardır ki onunla bulutları deve sürülerini güder gibi sevk eder. Şiddetle vurmasından dolayı kırbacından ateş çıkar. İşte o ateşe şimşek derler. Eğer söz konusu ateşin bir kıvılcımı yere düşerse, ona yıldırım derler.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Rüzgarın, yağmur yağması ve bitkilerin yeşermesi gibi pek çok şeye yararı vardır. Yüzlerin güzelleşmesi, hayatın muhafazası ve eşyaya tazeliğinin sağlanması gibi sayısız faydaları vardır.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Hak teâlâ atmosferde yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. Yeryüzünün bir tarafına kar ve dolu gönderecek olduğunda bununla görevli melek Mikâil (a.s.)’a emir verir. Mikâil de vekili olan İsmail’e emir verir; o da her yağmur damlasını Hak tarafından murad olunan yere ulaştırmak üzere bir melek görevlendirir. Nitekim Hak teâlâ: “Gökteki dağlar (gibi büyük bulut parçaların)dan bir dolu indirir” (Nûr, 24/43) buyurmuştur.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimlerinin ekseriyeti şöyle demişlerdir: Her gün güneşin batma vakti olduğunda, gece için görevli olan melek, gecenin siyah mücevherini semâdan doğu tarafına asıp yavaş yavaş ufuklara gönderip yaydıkça, gündüz için görevli olan melek de ağır ağır gündüzün beyaz mücevherini gökyüzüne kaldırır. Böylece gecenin mücevherleri ufukları kaplar ve karanlık gece ortaya çıkar. Son derece parlak olan güneş batınca, onu tutmakla görevli melekler, güneşi gökten göğe sür’atle kaldırıp iki saat içinde arş-ı azamın altına götürürler. Güneş burada, kâinâtın Rahmân olan Rabbine secde edip melekler de onunla birlikte secdeye varırlar. Cebrâil (a.s.), arşın nûrundan güneşe bir günlük nûr elbisesini giydirir.
    Sananealıntı yaptı3 yıl önce
    Reislerinin ismi İsmail’dir; dünya semâsının bekçisidir. Bu, büyük ve güzel bir melek olup Mîkâil’in vekilidir. Yağmuru her yere o paylaştırır. Damlalar onun hesap ettiği yerlere yağar ve bulutlar ancak onun sevk ettiği bölgelere gider.
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)