Kitaplar
Halldór Laxness

Salka Valka

Salka Valka, İzlanda edebiyatında yeni bir sayfa açan canlı, destansı edebî yaratıcılığından ötürü, 1955 yılında Nobel Edebiyat ödülüne değer görülen Halldor Laxness'in başyapıtıdır. Laxness, bu romanında okuru, İzlanda'nın dondurucu soğuğunda titreyen küçük bir balıkçı kasabasında, ahlâk anlayışları çökmüş, ama dinî duygularla şişirilmiş balıkçıların acı dolu hayatlarıyla yüz yüze getirir, güçlü bir kadının zorlu hayat şartlarını ve mücadelesini gözler önüne serer. Çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalan Salka adlı genç kızın merkezinde yer aldığı romanda, yoksulluk, sömürü ve çaresizlik çok çarpıcı bir tarzda tasvir edilir. Salka, annesi Sigurlina'yla birlikte, kuzeydeki evlerini terk edip, İzlanda'nın güneyine, daha iyi bir hayat özlemiyle yola çıkar. Ama Oseyri adındaki küçük bir köyde mola vermek zorunda kalırlar ve bir daha da oradan ayrılamazlar. Sigurlina ne kadar iradesiz biriyse, kızı da o kadar güçlüdür. Güçlü iradesi, yoksulluğa karşı başkaldırının ön saflarına taşır Salka'yı.
Salka Valka, yalnızlığın, umutsuzluğun, umut olarak sosyalizme sarılışın hikâyesidir.
421 yazdırılmış sayfalar
Yayınlanma yılı
2010
Bunu zaten okudunuz mu? Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
👍👎

İzlenimler

    zeliskaya30bir izlenim paylaşıldı2 yıl önce
    👍Okumaya değer

    dilaraemin98bir izlenim paylaşıldı5 yıl önce
    🎯Değer

Alıntılar

    nurzdmralıntı yaptı2 yıl önce
    Sokak köpekleri, ev köpeklerinin gözünde ne kadar çirkinse, o da o kadar çirkindi. Annesinin uçları kırılmış aynasına her bakışında, çirkinliğinden bir kere daha emin oluyordu. Nasıl olmuş da, Tanrı bu kadar zavallı, biçimsiz bir insan yaratabilmişti? Hâlbuki Tanrı çok ihtişamlı, nurluydu, bütün insanları güzel yaratabilirdi!
    nurzdmralıntı yaptı2 yıl önce
    Kendi doktorlarımız bizi kendi köyümüzde iyileştiremiyorsa, Güneye gitmek için boşa para harcamanın âlemi yok, zaten ölmüşüz demektir.”
    zeliskaya30alıntı yaptı2 yıl önce
    Seninle kurduğum bağ sayesinde, bireysellik değişiminin ışığı altında kendime baktım. İnsanlar, çok çarpıcı, nadir anlar tarafından yönlendirilir. Bunlar, insanı birey yapan, her şeyin üstündeki anlardır. Bağımsız bir dünya, sadece kendisi için bir yer. İnsanın en basit hâliyle var olduğu bir yer mutlaka vardır. Belki kazara, belki de şanssızlık nedeniyle, insan ait olmadığı bir yerde doğar. Ve üçüncü yer, son nefesini verdiği, ağırbaşlılıktan, onurluluktan uzak bir yer. Hiçbirimizin hayatında, en önemli anlar ve o anların önemli yerlerinin hiçbirinde, insan kitlelerin parçası olmamıştır. Aksine, var olan, değişen ve yok olan bir birey olmuştur. Bu gerçeği ne çevresi, ne de kendisi değiştirebilir. Bu yerlerin hiçbirinde, kimse kaderini değiştiremez. Ne Tanrı, ne de kitleler. Hatta işçi sınıfı bile, devrim bile. Sonuçta insan yalnızdır, çok yalnız. Ölüm anı geldiğinde bunu anlar, öleceği zaman, yalnız olduğunu anlar

Kitap raflarında

fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)