İhyâu Ulûmi'd-Dîn Tercümesi – Cilt 3, imam gazali
Kitaplar
imam gazali

İhyâu Ulûmi'd-Dîn Tercümesi – Cilt 3

Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı4 ay önce
.

Hz. Ömer (r.a.): “Kadınlarınızın sokaklarda gezmemelerini isterseniz, onlara sevimli elbise giydirmeyin.” demiştir. Çünkü onlar, âdî elbise ile görünmek istemezler.
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı4 ay önce
“Kadın tarafından idâre edilen millet felâh bulmaz.” [186] buyurmuştur. Kendisine karşı çıkışan zevcesine, Hz. Ömer (r.a.): “Sen, evin köşesinde bir oyuncak gibisin. İhtiyâcımız olduğu zaman seninle oynarız, ihtiyâcımız olmadı mı, orada durursun.” dedi.
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı4 ay önce
“Onlar kadınlar üzerine kaimdirler.” buyurmuş ve erkeğe “Seyyid = Efendi” adını vermiştir. Nitekim âyet-i celîlede:

“Efendisi ile kapıda karşılaştılar.” (Yusuf sûresi, 12/25) buyurmuştur. Efendi, köle yerine geçerse, Allah’ın yarattığı değiştirilmiş olur.

Kadınlar, insanın nefsi gibidir. Yularını azıcık salıverirsen, süratle senden uzaklaşır; yularını azıcık gevşetirsen, o seni bir metre kendisine doğru çeker. Eğer onu kendine çeker ve kuvvetli tutarsan, ancak o zaman ona mâlik olursun.

İmâm Şafiî: “Üç kimse vardır ki, onlara yumuşak davranırsan, onlar sana ihânet eder; sert davranırsan, iyilik ederler. Onlar da kadın, hizmetkâr ve işçidir.” demiştir.

Arap kadınları kızlarını ere verirken şöyle tavsiye ederlerdi: “Kocanın karşısına çıkmadan önce onu dene. Süngüsünü kınından çıkar. Bir şey söylemezse, kalkanı üzerinde et kes. Buna da ses çıkarmazsa, kılıcıyla bir kemik kır. Buna da aldırma
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
OCANIN ZEVCESİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI
Bu hususta sadra şifâ verecek söz şudur: Nikâh, bir nevî kölelik ve esârettir. Kadın, tamamen efendisinin emrindedir. Günâh olmayan bütün emirlerine mutlak sûrette itâat etmelidir. Hanımların, efendisine itâat ve saygısına dâir pek çok haberler vardır. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):

“Kendisinden kocası râzı olduğu hâlde ölen her (Müslüman) kadın cennete girer.” [251] buyurmuştur.

Adamın biri hârice giderken hanımına evinin üst katından aşağı inmemesini tenbih etti. Alt katta olan babası hastalandı. Kadın babasına hizmet için aşağı inmek istedi. Bunun için vaziyeti Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’e -haber göndererek- arzetti. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):

“Kocana itâat eyle.” buyurdu. Babası öldü. Kadın, babasının cenazesine katılmak için, tekrar Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’den müsâade istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) yine:
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
duk. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) bunu duydu ve mâni olmadı.” dedi. Yine Câbir (r.a.)’den gelen bir rivâyette, adamın biri Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’e gelerek:

- “Ya Rasûlallah, benim bir câriyem var, onunla münâsebette bulunuyorum. Fakat hurma sulamakta ve diğer işlerimizde çalıştığı için, hâmile kalmasını istemiyorum, dedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):

- “İstersen azil yap. Fakat ondan gelmesi mukadder olan nesil gelecektir.” buyurdu. Bir müddet sonra adam geldi ve:

- “Ya Rasûlallah, câriye hâmile kaldı.” dedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):

- “Eğer mukadderse doğacağını sana söylemiştim.” [223] buyurdu.
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
yedi tavırdan geçmesi lâzım geldiğini söyleyerek, Allahü Teâlâ’nın:

“İnsanı çamurun hülâsasından yarattık. Sonra onu nutfe kılıp bir karargâhta, ana rahminde yerleştirdik. Sonra nutfeyi uyuşmuş kan, katı et parçası, et parçasını da kemikler edip üzerlerine et giydirdik. Sonra onu rahimde halk-ı âhar edip rûh verdik.” (Mü’minûn sûresi, 23/12-14) âyetlerini okudu ve sonra da:

“Mev’ûdeden sorulacaklar.” (Tekvîr sûresi, 81/8) âyet-i celîlesini okuyarak aralarındaki farkı belirtmiş oldu. Bu âyetleri okuduğun zaman, Hz. Ali ile İbn Abbas’ın görüşleri arasındaki farkı kolaylıkla anlarsın.

Nasıl haram olsun ki, Buhârî ile Müslim’de Câbir (r.a.)’den şöyle rivâyet edilmiştir. Câbir diyor ki: Biz Rasûlullah zamanında azleder yâni hârice boşaltırdık. Hâlbuki Kur’ân âyetleri nâzil oluyordu (yasak olsaydı âyetle men edilirdi.)[222] Diğer rivâyette: “Biz azlediyor‍
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
Şâyet “Çocuk olmaması için hârice inzâl mekruh değilse de çocuğun olmamasına niyet etmek, kendisine bir nevi gizli şirk karışan çürük bir niyet olması bakımından kerâhetten hâlî değildir.” dersen, derim ki:

İnsan beş sebepten biri ile hârice inzâl eder:

1 - Câriyelerin, câriye olarak kalmasını niyet eder ve bu sebepten hârice inzâl eder. Çünkü câriyeler çocuk yaparsa “ümmü veled” olur ve âzâd olup, adamın mülkiyetinden çıkmış sayılır. Bu niyetle, hârice inzâl yasak değildir.

2 - Çocuk doğurmakla kadın kocar. Kadının gençlik ve güzelliğini muhâfaza için hârice boşaltır. Bu da câizdir.

3 - Aile efrâdı çoğalır, geçim güçleşir ve nihâyet gayr-ı meşrû kazanç zarûreti hâsıl olur korkusu ile olursa, yine yasak değildir. Çünkü âileyi azaltmak, dîne yardım eder. Gerçi asıl kemâl, Allah’a tevekkül etmektedir. Çünkü Allahü Teâlâ:

“Yeryüzünde hareket eden bütün canlıların rızkı Allah üzerinedir.” (Hûd sûresi, 11/6) buyurmuştur. Şüphesiz, bu gibi tedbirlere başvuran, efdal olanı terk
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
Çünkü Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):

“Mukadder olan nesil, muhakkak gelecektir.” [217] buyurmuştur. Nutfesini hârice boşaltmanın ibâhet ve kerâhatinde âlimler dört şekilde ihtilâf etmişlerdir.

1 - Her ne şekilde olursa olsun mübâhtır.

2 - Her ne şekilde olursa olsun, haramdır.

3 - Kadının muvafakatıyla helâl, aksi hâlde haramdır. Bu üçüncü mezhebin gayesi, kadına eziyet vermemektir.

4 - Câriyelerde mübâh, âilelerde mübâh değildir.

Bize göre en doğrusu, azlin (dışarı akıtmanın) mübâh olmasıdır. Kerâhet sözü tahrîmiyye ve tenzîhiyye olarak kullanıldığı gibi terk-i fazîlet, mânâsında da kullanılır. İşte azlin mekruh olması terk-i fazîlet mânâsınadır. Yâni hârice akıtmakla efdal olanı terk etmiş olur. Meselâ, “Hiç bir ibâdetle meşgul olmayan kimsenin câmide durması mekruhtur.” denildiği gibi, câmide durmak mekruh değil, boş durmak fazîleti terk etmek demektir. Yine bunun gibi, Mekke’de
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
“Evet. Abdest aldığı vakit uyur.” [215] buyurmuştur. Bununla beraber, abdest almadan da cünüp olarak uyumaya ruhsat vardır. Nitekim Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’in, abdest almadan da cünüp iken uyuduğunu Hz. Aişe (r.a.) haber vermiştir.[216] Cünüp olarak yatmak isteyen ya yatağın üzerini eliyle süpürmeli veyâ yatağı silkmelidir. Çünkü yattıktan sonra ne olacağını bilemez.

Cünüb iken traş olmak, tırnak kesmek, kan aldırmak veyâ bedeninden bir parçayı koparıp atmak uygun değildir. Yıkanmalı, ondan sonra bu gibi işleri yapmalıdır. Böyle yapmakla vücûdundan ayrılan parçaların da temizlenmiş olarak atılmasını temîn etmiş olur. Âhirette bu âzalar, temiz olarak bedenine dönerler. Aksi hâlde cünüp kaldıkları için, bedeninden dâvacı olurlar.

Nutfe (meni)sini kadının rahminden başka yere akıtmamalıdı
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
si ve hem de âilesi kapanmalı, açık olmamalıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) münâsebet esnâsında kapanır, sesini kısar ve âilesine “Ağır ol” derdi. Haberde:

“Sizden biriniz âilesi ile münâsebette bulunduğu zaman, hayvanlar gibi çırılçıplak olmasınlar.” [209] buyurmuştur.

Münâsebetten önce, dil şakaları yapmalıdır. Nitekim Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) bir hadîsinde:

“Sizden biriniz (münâsebette bulunacağı zaman) ailesine, hayvan gibi çullanmasın. Aralarında (teşvîk ve tahrîk edici) vâsıta olsun.” buyurdu. “Bu vâsıta nedir, Yâ Rasûlallah?” diye sorulunca Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):

“Öpmek ve şehveti tahrîk edecek sözlerdir.” [210] buyurmuştur. Yine Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):

“Üç şey kişinin acziyetin‍
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
Münâsebet esnâsında, hürmeten kıbleye dönmemeli. Hem kendi‍
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
Yine Hz. Ömer (r.a.): “Kadınlarınıza her zaman yok demeye alışın. Onların her istediğine evet derseniz, işiniz var.” demiştir.
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
Hz. Ömer (r.a.): “Kadınlara muhâlefet edin; onlara muhalefette bereket vardır.” demiştir. Nitekim: “Onlarla istişâre edin ve dediklerini yapmayın.” denilmiştir. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):

“Kadına kulluk eden (kılıbık)lar helâk oldu.” [181] buyurmuştur. Çünkü Allahü Teâlâ, erkekleri kadınlardan üstün yarattı ve kadını, erkeğin emrine verdi. Adam, kadının emrine girmekle hükmü değiştirip, şeytana itâat etmiş oldu. Nitekim âyet-i celîlede, şeytanın şöyle dediği haber verilmektedir
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
disine çıkışıp, sabahtan akşama kadar yanına uğramadıkları olurdu. Bir gün Hz. Ömer (r.a.)’in zevcesi kendisine çıkıştı. Hz. Ömer: “Sen kim oluyorsun da bana çıkışıyorsun?” deyince zevcesi; “Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) senden hayırlı olduğu hâlde, onun zevceleri de ona çıkışıyor.” dedi. Hz. Ömer kızı için: “Hafsa da böyle yapıyorsa, helâk oldu.” dedi.[165] Sonra kızı Hafsa’ya: “Sen Ebû Kuhâfe’nin (Hz. Ebû Bekir) kızı Âişe’ye bakma. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) onu sever. Sakın Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’e boş boğazlık etme.” dedi.

Rivâyete göre; pâk zevcelerinden biri Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’in mübârek göğsünü yumrukladı. Bunu gören annesi, kızını azarlayınca, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz:

“Bırak onu, onlar (bana) bundan daha fazlasını da yaparlar.” [166] buyurdu. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) ile Hz. Âişe arasında münâkaşa oldu da, Ebû Bekir (r.a.)’i aralarında hakem tâyin ettiler. Ebû Bekir gelince, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Hz. Âişe (r.a.)’a hitâben:
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
ma) bir kabîleye giderek evlenmek istemişler. Kabîle, kim olduklarını sormuş, Hz. Bilâl: “Benim adım Bilâl, bu da kardeşliğim Suheyb’tir. Sapık yolda idik. Allahu Teâlâ bizi hidâyete ulaştırdı. Köle idik; âzâd olduk. Yoksul idik; Allah bize servet verdi. Eğer bizi everirseniz “Elhamdülillâh” der, Allah’a hamdederiz; evermezseniz “Sübhanellah” der Allah’ı tesbih eder, çeker gideriz.” dedi. Onlar: “Biz sizi severiz.” deyince, Bilâl ve Suheyb (r.a.) “Elhamdülillâh” dediler. Suheyb, Bilâl’e:
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
“Bir gün adâletle vâlilik yapmak, yetmiş senelik (nafile) ibâdetten hayırlıdır.” [117] buyurmuştur. Sonra da Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
“Sûret ve sîret bakımından bana benziyorsun.” [108] buyurmuştur. Diğer bir hadîsde de:

“Hasan benden, Hüseyin ise Ali’dendir.” [109] buyurdu. Denildi ki; çok evlenmesi Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’e benzeyen huylarından biridir. Mugîre b. Şu’be seksen kadın ile evlendi. Sahâbe-i kiram arasında üç dört kadını olanlar az; iki âilesi olanlar ise pek çoktur. İllet belli olunca tedâvisi de ihtiyaç nisbetinde olmalıdır. Gâye, nefsi teskîn olduğundan, ona göre davranmalı, azaltmalı veyâ çoğaltmalıdır.
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
İşte bu cihetlerden evlenmenin efdaliyeti anlaşılmıştır. Fakat bu umûmî değil, ekseriyet itibâriyledir. Niceleri vardır ki ihtiyârlık, hastalık veyâ herhangi bir sebeple şehvet hissini kaybetmişlerdir. Onlarda aşırı şehvet yoktur. Ancak evlâd yetiştirmek gâyesi var ki bu, hadımlardan başka hepsinin hakkında câridir. Şehveti galip olan bâzı tabiatlar vardır ki, onlar bir kadın ile teskîn olmazlar. Bunlar aralarında meveddet, muhabbet ve kalp huzûrunu sağlamak mümkün olursa, dörde kadar evlenebilirler. Eğer bunlar ile sevgi ve düzeni sağlayamazsa fazla alamaz, değiştirebilirler. Hazret-i Fâtıma’nın ölümünden yedi gün sonra Hazret-i Ali evlenmiştir. Hazret-i Ali’nin oğlu Hazret-i Hasan’ın bir anda dört kadından fazla bulundurmamak şartıyla ikiyüzü mütecâviz kadınla evlendiği söylenir. Bir anda dört kadını boşayıp yerine hemen dört kadın aldığı da rivâyet edilmiştir. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), Hazret-i Hasan hakkında:

“Sûret ve sîret bakımından bana benziyorsun.” [108] buyurmuş‍
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
ediyorum. Bunda da günâh var mı?” dedi. İbn Abbâs yüzünü yana çevirerek:

- “Yazıklar olsun sana. Çirkin bir hareket, gerçi zinâdan ehvendir. Fakat câriye ile evlenmek bundan daha iyidir.” dedi. Bu rivâyet bize şunu ifâde ediyor. Şehveti galip olan bekârlar, üç kötülük arasında tereddüt ederler. Bunların en ehveni, câriye nikâhlamaktır ki, burada doğan çocuğun köle olması vardır. Bundan ağırı el ile istimnâ, en ağırı da zinâ etmektir. İbn Abbâs bunların hiç birine mutlak olarak mübâh dememiştir. Çünkü gerek câriye nikâh etmek ve gerek istimnâ mahzûrlu ve kaçınılacak hareketlerdir. Ancak, zinâ tehlikesinde bu mahzûrlar sırasıyle irtikâb edilebilir. Nitekim ölümden kurtulmak için ölü hayvan etinin yenebilmesi gibi. Bu şerlerin ehvenini tercîh etmek, mutlak mübâh olmaları mânâsına gelmez. Bütün bedene sirayet edip insanı öldürmemek için el ve ayağın kesilmesine müsâade edilmesi, mutlak bir hayır olmayıp ehven-i şerreynin (iki kötüden, hafifinin) tercih edilmesi gibi burada da hüküm aynıdır.
Gökhan Subay
Gökhan Subayalıntı yaptı5 ay önce
bunun aksinedir.) Kalbin huzûrunu sağlamak ve zinâyı önlemek için câriye ile evlenmek mübâh olmuştur. Hâlbuki doğan çocuk, annesine tâbi olduğu için, köle oluyor. Bu, bir nevi çocuğu helâk etmektir. Hür kadın ile evlenebilenler için bu haramdır. Çocuğun köle olması, dînin mahvolmasından ehvendir. Çünkü burada ancak bir müddet çocuğun yaşayışını tedirgin etmek var. Fakat zinâ etmekte uzun müddet âhiret saâdetini kaybetmek vardır.

Rivâyet olundu ki; Bir gün İbn Abbâs’ın sohbetinde bulunanlar dağıldı. İçeride tek bir genç kaldı. İbn Abbâs:

- “Oğlum! Bir ihtiyâcın mı var, ne bekliyorsun?” diye sorunca genç:

- “Evet, soracağım bir mesele var. Fakat insanlardan utandığım için onların yanında soramadım. Mamafih zât-ı âlinizden de sıkılıyor ve hayâ ediyorum.” dedi. İbn Abbâs:

- “Âlim, baba menzilesindedir. İnsan babasına söyleyebileceği her sözü âlime söyleyebilir, söyle bakalım derdin nedir?” Genç:

- “Ben bekâr bir gencim, zinâdan korunmak için elimle istimn
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)