Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları (İletişim Yayınları), Fyodor Dostoyevski
Fyodor Dostoyevski

Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları (İletişim Yayınları)

Kitap eklendiğinde bana bildir
Bu kitabı okumak için Bookmate’e EPUB ya da FB2 dosyası yükleyin. Bir kitabı nasıl yüklerim?
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Ve tüm bu söylediklerinden sonra Dostoyevski kendini iyi bir Hıristiyan sayar. Edebiyat tarihçisi D. S. Mirsky, “Dostoyevski’nin Hıristiyanlığının akılcı ve faydacı doğasından bahseder. Fransızlara, Almanlara ve Polonyalılara duyduğu nefreti açık açık ifade eden biri hakkındaki bu cümleyi okuyunca insan hemen şöyle bir duraksar. Hıristiyanlık bize bağıra çağıra Dostoyevski’nin yaptığını yapmamamızı söylüyordur. Hıristiyan olmayanlar uzun zamandır bu yasağa uymanın zorluğunu bilirler. Hıristiyanların da bildiğini söylemek de neredeyse gereksizdir. Eğer burada “neredeyse” diyorsam, bunun sebebi milliyetçilik ve Hıristiyanlığın içiçe girmesini anlamanın kolay olmamasıdır. Dostoyevski Almanlardan nefret ettiği için Rusları daha mı çok sevebiliyordu? insan sevmeye çalışacağı insanların sayısına bir sınır koymalı herhalde? 20. yüzyılın psikolojiyle içli dışlı modern okurunu nefret etme gücünün sevme gücünü arttırdığını okumak şaşırtmaz hiç. Saint Simon çok uzun zaman önce sevgi ve nefretin aynı kaynaktan geldiğini yazmıştı. Aynı düşünce William Blake’te de vardır. Dostoyevski de bunun farkındaydı. Ama onun kişisel düşünceleri hiçbir zaman akılcı değildi. Bir sanatçı olaraksa, Dostoyevski hem akılcı hem de bilgeydi.
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Dostoyevski Avrupa’ya karşı hissettiği gittikçe yükselen itirazını sürekli olarak dile getirir. Avrupalılar Rusya’yı anlayamaz der. “Halkımızın özünü kavramaya” çalışanlar da boşa uğraşıyorlardır; “daha uzun süre Rusya’nın özünü anlamayı” başaramayacaklardır
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Önyargılarını saklamaması onun karakteristik bir özelliğidir. Dostoyevski için önyargıların açığa çıkması hakikat yolunda atılmış bir adımdır. “İyi” ilkeler bizi hastalıklı hisleri saklamaya ve yalan söylemeye kışkırtırlar. Liberalizm, ister Doğu’dan, ister Batı’dan gelsin, her zaman insanları kandırır Dostoyevski’ye göre. “Olduğumuz şekilde yaşayalım,” der her zaman, “alışık olduğumuz sefaletimizin içinde. Hiç maske takmadan.”
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Bu tür durumlar bir kültürün en derin özelliklerinin ortaya çıkmasına neden olurlar. Kültür denilen olguyu tanımlarken dışlayıcılığı da sayarız ama her kültür aynı derecede dışlayıcı değildir. Her tarafta kültürel olanı aşan doğal ve insani durumlar vardır. İnsanların doğal, basit ihtiyaçlarına daha çok özgürlük tanıyan kültür daha büyük bir kültürdür.
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Edebiyat bir toplumun hayatının önemli bir parçası hâline geldiğinde ne olur?
Ben Paris’teki bir istasyonun duvarında Racine üzerine yapılacak bir konuşmayı duyuran bir afiş gördüğümde alkışlamam mı yoksa ağlamam mı gerektiğini bilememiştim: Racine’den bahsedecek kişi bir polis müfettişiydi. Flics! Polisler, görüyorsunuz işte! Ve Racine! Kabul etmeliyim ki bundan tuhaf bir tatmin de duymuştum. Aynasızları bile kibarlık eğitimi alan muhteşem Fransa! Paris’te edebiyat kültürünün her tarafa yayılması mutluluk verici bir şey değildi her zaman
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Büyük bir medeniyet daima mensuplarını ayrıştırır, çerçeveler, gruplaştırır ve onların üzerine bir değer yargısı yapıştırır. Parislinin yüzü bu yüzden bir çerçevenin içinden bakar bize. Bir medeniyetin tarihsel görevi dünyayı kendi görüntüsünde yeniden yaratmaktır. Bir Fransız için Fransa dünyanın ta kendisidir. Dünya başka bir biçimde var olamaz. Bir Eskimo mu görmek istiyorsunuz? Hemen Larousse ansiklopedisini açın. İşte eskimo olduğu biçimiyle karşınızda. Başka türlü olamaz o. Paris’te korkunç sıcak bir günde bir dükkân sahibi bana “Sizin evde de hava şimdi fecidir,” demişti. Hiçbir zaman ziyaretime gelmemişti ama evimin ne durumda olduğunu kendi bulunduğu yerden rahatça söyleyebiliyordu işte.
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Dostoyevski’yi öfkelendiren Batılı tarz bir bireycilikti. O kardeşçe yaşama arzusunun doğal olduğu, gerektiğinde kendini yok da edebilen, daha yüksek bir bireyciliğin peşinden koşuyordu. “Anlatayım: İnsanın kendini tüm varlığıyla topluma seve seve, bilinçli olarak, gönülden adaması -bence- kişiliğin ileri derecede gelişmişliğine, çok güçlü olduğuna, hiçbir etkeni umursamadığına delildir.” Başka yerlerde ve özellikle Karamazov Kardeşler'de Dostoyevski bu yaklaşımdan kaynaklanan o doğal soruyu sorar: bir medeniyet -herhangi bir medeniyet- ne kadar Hıristiyan olabilir? Ve bir sanatçının yapmak zorunda olduğu gibi, Dostoyevski bu soruyu daha da derin başka sorularla cevaplar. Ama Fransızlara karşı olan öfkesi hiçbir zaman dinmez. Fransız burjuva karakterinde Dostoyevski modern çağın en büyük umutlarına yapılmış korkunç bir ihanet buluyordu.
Fransa’ya karşı düşmanlığı ilk defa Kış Notları’nda ortaya çıkar. Öfkesi Bribri et Ma Biche’le vahşice alay ettiği o komik ve bir parça çirkin bölümle sonlanır. Şairler (ve romancılar) insan eyleminden şiirsel bir ilke bulup çıkarmayı isterler ama edebiyatın toplumun davranışları üzerindeki etkilerinden her zaman tatmin olmazlar. Dostoyevski burjuvazinin “edebi” yaşantılarından ve kültürle arasında kurduğu tapınma ilişkisinden nefret ediyordu.
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Avrupa’yla ilgili yargısına daha Avrupa’yı gezmeden ulaştığını düşünmemek saflık olur. Dostoyevski görüşlerinin makûllüğüyle ünlü biri değildir hiç. Hem ayrıca, onu bu konuda suçlamak da zordur. Burada önemli olan Avrupa’yla ilgili fikirlerini daha baştan belirlemiş olduğudur; Dostoyevski Slavcı etkiler altındaydı ve Londra’ya gelince Avrupa’daki en önemli Rus göçmeni Herzen’i ziyarete gitmişti hemen. Bu kitaptaki yazıların bir kısmında Herzen’in fikirlerinin yansımalarını bulabiliriz, insanlığın gelişimi için üzücü olsa da, maalesef, hakikat makûl kişilerin denetiminde değildir her zaman. Fransa’da, Ingiltere’de ve Almanya’da Dostoyevski kendi önyargılarını besleyecek kanıtları buldu. Burjuva Fransa onda derin bir nefret uyandırdı. Dünyada gündelik yaşantısıyla soyut ilkeleri birbiriyle çatışmayan tek bir ülke yoktur, ama Fransa’daki bu uyumsuzluk Dostoyevski için en kötüsüydü; çünkü ilkelerini gündelik yaşantısında gerçeğe dönüştüremeyen Fransa’yla, dünyaya politik ve entelektüel liderlik öneren ve bir de akıl hocalığı yapmaya çalışır gibi görünen Fransa, aynı Fransa’ydı.
Fransız Devrimi’nin görkemli sloganlarını inceleyen Dostoyevski Fransa’da özgürlüğün sadece cebinde milyonlarca frank bulunan şanslılara ait olduğunu ilan etti. Yasa önünde eşitlik ilkesiyle ilgili olarak şunları söyler:

“Bu eşitliğin günümüzdeki durumu her Fransız için yüz karasıdır. Ne kalıyor geriye? Kardeşlik. İşte bu çok önemlidir. Doğrusunu söylemek gerekirse, Batı'da karşılaşılan en büyük engel de budur. Batılı, insanlığı ileri götüren en yüce, en büyük güç diye söz eder kardeşlikten. Etmesine eder ya, gerçekte kardeşlik diye bir şey yoksa, onu hiçbir yerde bulamayacağını anlamıyor... Oysa Fransızların, daha doğrusu, genel olarak Batılının yaradılışında kardeşlik duygusu yoktur. Kişisel bir başlangıç, bir kendini sakınış vardır onun yaradılışında. Bir yükselme tutkusu, herkesten başka olma isteği, kendine herkesten, her şeyden çok değer verme duygusu.”
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Yani, Dostoyevski Paris’te dolanan sıradan bir Rus turisti değildi. Fransız ve Batılı fikirlere olan inancı yüzünden ölüme mahkûm edilmiş bir Rus’tu o. Son anda idamı durdurulmuş ve uzun bir mahkûmiyetle cezalandırılmıştı. Sibirya’dan yeni dönmüş ve şimdi, anlaşılır biçimde, Avrupalıların genç Ruslara ilham verip yol göstermesinin ne kadar meşru olduğunu sorgulamaya vermişti kendini.
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Dostoyevski 19. yüzyılın Fransız burjuvalarına baktığında soyluluğun ve kibarlığın altına gizlenen iğrenç bir çıkarcılık görmüştü. Fransızların hem bencil hem de soylu olmasını ya da özgürlük ve kardeşliğe inanırken bir yandan da ekonomik güce tapabilmelerini hoş göremiyordu. Dostoyevski’nin Fransızların kurumlu hâllerini açığa vururken Rusların kendi çelişkilerini bir parça gözden kaçırdığı şüphe götürmez. Ama Dostoyevski’nin hiçbir şeyi gözden kaçırmayı istemediğinden neredeyse emin olabiliriz bugün. Biz de aynısını yapmalıyız, iyi o zaman, haydi; materyalist miyiz değil miyiz
Misir Məmmədli
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Büyük “metafizik" romanlarının ilki ve tüm yapıtlarının anahtarı olan Yeraltından Notlar 1864’te yayımlandı. Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1867), Budala (1868), Ebedi Koca (1870), Cinler (1872) gibi başyapıtlar birbirini izledi. Alacaklıları tarafından sıkıştırılan yazar, daha tamamlamadan yapıtlarını yayımcılara satıyordu. Daha hızlı çalışabilmek için sekreter olarak tuttuğu 20 yaşındaki Anna Grigoriyevna Snitkina ile ilk karısının ölümünden üç yıl sonra, 1867’de evlendi. Para peşinden koşması bitmek bilmedi. Kumar tutkusuyla Dostoyevski, borç aldı, ödedi; sonunda karısıyla ülkesinden ayrılarak Avrupa’ıun kumarhanelerini dolaşmaya başladı. Bir kızı oldu, ama öldü. Bu ölüm, Dostoyevski’yi deliliğin eşiğine kadar sürükledi. 1875’te Delikanlı, 1876’da Bir Yazarın Günlüğü ve 1879-80'de Karamazov Kardeşler yayımlandı. Bu son romanının, bir bölümünü oluşturacağı Bir Büyük Günahkârın Yaşamı adlı büyük çaplı tasarısını gerçekleştiremeden 1881’de Petersburg'da öldü. Dostoyevski gelmiş geçmiş en büyük romancılardan birisi, belki de birincisidir.
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)