Mesnevi’den Hikayeler, Mevlana Celaleddin-i Rumi
Kitaplar
Mevlana Celaleddin-i Rumi

Mesnevi’den Hikayeler

Oku
kikicamarena
kikicamarenaalıntı yaptı5 ay önce
‘Olmuş şeye üzülme!’ dedi. ‘Kaçırdığın fırsatların arkasından asla kederlenme. Yaşadığın anın kıymetini bil, pişmanlıkla zamanı geçirme.’
kikicamarena
kikicamarenaalıntı yaptı5 ay önce
Olmayacak şeyi söyleyenlere kim olursa olsun inanma!’
İbo-Gizem
İbo-Gizemalıntı yaptı6 ay önce
Deli:
‘Elim ayağım bağlı benim!’ dedi. ‘Yüreğim bağlı değil. Gönlüm özgür olduktan sonra tutsak olmuşum, ne çıkar? İki âlem dediğin nedir? Bir deniz, adı da gönül. İşte o denizde hürüm ben!’
İbo-Gizem
İbo-Gizemalıntı yaptı6 ay önce
‘Ey tembel adam!’ diyordu ses. ‘Kendini ayaksız bir tilkiye benzeterek neden miskin miskin oturuyorsun? Kalk! Yırtıcı arslan ol. Başkasının artığına göz dikmeyi bırak. Sana yakışan artık yemek değil, artık bırakmaktır. Gücüyle arslan gibi olan başkasından yiyecek bekler mi? Haydi kalk! Kolları sıva. Çalış ve rızkını kazan. Hem kendin ye hem muhtaçlara yedir.’
İbo-Gizem
İbo-Gizemalıntı yaptı6 ay önce
“Sen şunu söyle: ‘Ey Allah’ım, sen bize güçlükleri kolaylaştır. Dünya yurdunda bize iyilik ver, ahiret yurdunda da. Yolumuzu gül bahçesi gibi latif bir hale getir, ey Yüce Allah, konağımız zaten sensin.”
İbo-Gizem
İbo-Gizemalıntı yaptı6 ay önce
Sevgilinin mahallesini yurt edinen köpeğin bastığı toprak bile benim için mukaddestir’ dedi.
b5591791337
b5591791337alıntı yaptı7 ay önce
geçmiş de gelecek de Allah ile arandaki perdedir.’
b5591791337
b5591791337alıntı yaptı7 ay önce
Tuzağa yakalandıktan sonra feryadın ne faydası var? Uygunsuz hırs ve hevesler canların düşmanıdır. Önemli olan tehlike gelmeden önce uyanık ve tedbirli olmaktır.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
İçi Boş Cevizler Öyküsü

Bir gün bir adam Şuayb Peygamber’e, ‘Çok günahlar işledim ama yüce Allah beni affetti.’ dedi.

Allah’tan Şuayb’a şöyle bir vahiy geldi:

‘Seni akılsız adam, Allah beni bağışladı diyorsun, halbuki sana kaç kere ceza verdim, haberin yok.’

Şuayb duyduklarını ilettikten sonra adam:

‘Bu cezaların belirtisi nedir?’ diye sordu.

Allah bunun üzerine vahiyle:

‘Bir tanesini bildireyim, kulluk ediyor, oruç tutuyor, namaz kılıyor, dua ediyor ve başka birçok şey yapıyor, ama bir zerre olsun tad alamıyorsun. Cevizler güzel, ama içleri boş’ buyurdu.

İkiyüzlüler Mescidi

Münafıklar bir mescid yaptırdı. Allah’ın Elçisi’ni çağırmak istediler. Amaçları inananları bölmekti. Mescidi süsledikten sonra, Peygamber (as)’a haber gönderdiler, gelip mescitlerini şereflendirmesini istediler.

Allah’tan gelen vahiy onların amaçlarını bildirdi. Allah’ın Elçisi bunun üzerine onların gerçek niyetlerini açıkladı. Ama münafıklar inkâr ettiler ve iyi niyetleri üzerine yemin ettiler.

Allah’ın Elçisi:

‘Sizin sözünüze mi inanayım, yoksa Allah’ın sözüne mi?’ dedi ve o mescide ayak basmadı.

Peygamber (as)’ın verdiği sözü tutmadığını gören bir adam, bu duruma çok şaşırdı. İçine bir kuşku düştü, kendi kendine:

‘Neden Resulullah bu insanları utandırdı? Oysa Peygamberler ayıpları örtmez mi?’ dedi.

Ardından böyle düşündüğü için tövbe etti. Ama içine düşen o kuşku onu bırakmadı. Gece rüyasında o mescidin pislikle dolu olduğunu gördü. Pisliğin çıkardığı duman adamın boğazını yakıyordu. Korkuyla uyandı. Çok pişman oldu. Sonra mescidin yıktırılması emredildi. Sahibi de mescidin kendisi gibi sahte idi.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
Alınyazısı

Bir hâkim dedi ki:

“Çayırda bir kargayla leyleğin beraberce koşup uçmakta olduğunu gördüm. Hayret ettim, bakalım aralarındaki ortak alınyazısına dair bir delil bulabilecek miyim diye hallerini araştırmaya koyuldum. Yanlarına yaklaşınca şaşkınlıkla gördüm ki, ikisi de topaldı!”

Alınyazıları onları bir araya getirmişti.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
Diken Öyküsü

Adamın biri yol kenarında diken ekiyordu. Güzel sözlü, ama sert huylu biriydi.

Onun diken ektiğini görenler onu kınadı. Dikenler çoğaldıkça gelip geçenlerin ayaklarına batıyordu.

Yoksulların ayakları paramparça olup, zenginlerin ise elbiseleri yırtılıyordu.

Vali emir verdi ve adama dikenleri sökmesini bildirdi. Adam sökeceğini söyledi, ama hep, ‘Yarın yaparım’ diye erteledi. Yıllar geçtikçe dikenler gürlendi, adam ise onları sökecek güçten düştü.

İki Köle Öyküsü

Padişah iki köle aldı. Biri tatlı dilli, güzel sözlü bakımlı bir adamdı. Diğeri ise çirkin, ağzı kokan, dişleri kapkara olan birisi.

Padişah o hoş dilli kölesini çağırdı. Konuştukça padişah şaşırdı, sanki bir deniz vardı kulun içinde. Onu hamama gönderdi. Bu sırada diğeriyle konuştu. Ona:

‘Yoldaşın seni bana anlattı. Senin için kötüdür, hırsızdır, namussuzdur dedi. Sen onun hakkında ne düşünüyorsun?’ diye sordu.

Köle:

‘O hep doğruyu söyler. Eğer benim için böyle dediyse de doğrudur, ben kendi hatalarımı göremem. Onun kusurları yoktur. O doğrudur, vefalıdır, zekidir, cömert ve yardımseverdir.’

Padişah:

‘Onu fazla övme, çünkü onu sınayacağım.’ dedi.

Hamama giden köle geri döndü. Padişah ona:

‘Ne güzel bir yüzün var, ama keşke yoldaşının anlattığı kötü huyların olmasaydı.’

Köle bunun üzerine, arkadaşını kötülemeye başladı. Sonunda padişah onu susturmak zorunda kaldı.

‘Artık sizi tanıdım, onun ağzı kokuyor, ama senin canın kokuyor’ dedi padişah.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
Öküz Sanılan Aslan Öyküsü

Adamın biri öküzünü ahıra bağladı. Bir aslan gelip öküzü yedi ve sonra onun yerine geçti.

Gece adam ahıra gelince öküzünü aradı. Karanlıkta aslanı seçemedi ve öküz diye onun yanına gitti. Onu öküz zannedip eliyle ona dokundu ve böğrünü yoklamaya başladı.

Aslan kendi kendine:

‘Eğer gündüz gözüyle görseydi, korkudan ölürdü. Beni öküzü zannediyor, onun için bu kadar rahat’ dedi.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
‘Ben bir aynayım, kim bakarsa bende kendini görür’ diye cevap verdi Hz. Peygamber.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
Cömert Şeyh Öyküsü

Cömert bir şeyh vardı. Büyük miktarlarda borçlanır yoksullara dağıtırdı. Yine borç ile bir tekke yaptırdı, malı mülkü neyi varsa Allah yoluna vermişti. Allah da onun borçlarını ödemesini sağladı.

Şeyh böylece hayatını sürdü, hep borç aldı ve yoksullara dağıttı. Ömrünün sonuna erdi. Hastalandı. Borçlu olduğu kişiler gelip etrafında toplandılar. Hepsi üzgün ve umutsuzdu. Şeyh onlara,

‘Allah’ın beş yüz dinar bulmaya gücü yetmez mi sanki?’ diyordu.

O sırada dışarıdan helva satan bir çocuğun sesi geldi. Şeyh, hizmetçisine bütün helvaları gizlice gidip satın almasını söyledi.

‘Alacaklar helvayı yiyince belki acı acı bakmaktan vazgeçerler’ diye düşündü. Hizmetçi gizlice gidip çocuğun bütün helvasını yarım dinara aldı. Getirip Şeyh’in önüne koydu...

‘Buyurun...’ dedi Şeyh alacaklılara. ‘Şu güzel helvayı yiyin.’

Herkes helvayı yedikten sonra çocuk da kabını alıp parasını istedi.

Şeyh:

‘Paranı verecek gücüm yok, borç içinde yüzüyorum ben’ deyince, çocuk ağlamaya başladı:

‘Şimdi ben ustama ne söylerim?!’ diye saatlerce ağladı. Bu sırada pek çok kişi çocuğun başına toplanıyordu. Alacaklılar da Şeyhe kızgındı.

‘Bize yaptığın yetmiyormuş gibi bu çocuktan ne istedin!’ diye ona çıkışıyorlardı.

Şeyh bütün bunların hiçbirisine aldırış etmiyordu. Oraya gelenlerden birkaç akçe toplansaydı çocuğun parası ödenirdi, ama Şeyhin himmeti buna da izin vermemişti. Hiç kimse çocuğa bir şey vermedi.

İkindi vaktinde hizmetçi elinde bir tabakla çıkageldi. Şeyhin halini duyan bir yüce kişi ona armağan göndermişti. Tabağın bir tarafında beş yüz dinar, bir yanında da yarım dinar duruyordu. Bu kerameti gören herkes feryat edip şeyhten özürler dilemeye başladı. Şeyh onlara:

‘Bütün söylediklerinizi size helal ettim. Bu tabağın sırrına gelince, onu Allah’tan diledim. O da bana doğru yolu gösterdi. Evet, yarım dinar az bir miktar, ama ele geçmesi çocuğun ağlamasına bağlı. O çocuk ağlamadan merhamet denizi coşup köpürmez’ dedi.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
Tilki ile Eşek

Ormanda Arslan, Fil ile kavga etmiş ve yorgun düşmüştü. Tilki’yi yanına çağırdı ve:

‘Bugün...’ dedi. ‘Çok yorgunum. Ava çıkacak halim kalmadı. Gidip bir Eşek avla da birlikte yiyelim.’

Tilki:

‘Buyruğunuz baş üstüne paşacığım’ dedi. ‘Ölüsünü de getiririm Eşek’in dirisini de, siz hiç meraklanmayın.’

Çıktı ormandan. Dolaştı, dolaştı sonunda bir kayalığa geldi. Kayalığın üzerinden uzaklara baktı. Başıboş otlayan çelimsiz bir eşek gördü. Usul usul yaklaştı, selam verip hal hatır sorduktan sonra:

‘Bu bozkırda, kupkuru yerde neden otlanıyorsun sevgili kardeşim?’ dedi.

Eşek istifini bozmayarak:

‘Halimden memnunum’ diye konuştu. ‘Nasılsa rızkımı Allah veriyor. Şikayetçi değilim, işte herkes gibi geçinip gidiyorum. Can veren Allah rızkı da veriyor.’

‘Aman efendim’ dedi Tilki. ‘Neler duyuyorum neler. Bu tevekkül, bu şükür çok az kimsede bulunur. Az olan da yok olana yakındır hani. Eee olmayan şeyin çevresinde dolaşıp durmak da sana yakışmaz.’

Eşek:

‘Hırs’ dedi. ‘Bütün kötülüklerin kaynağıdır, kimse bulduğuyla yetinmekten ölmemiş ama hırstan ölen çoktur.’

Tilki:

‘Ama Allah...’ dedi. ‘Nefsinize zulmetmeyin’ buyurmuştur. Bu kupkuru yerde, taşlık arazide sabretmek de akıl kârı değil hani.’

‘Bir önerin mi var?’ diye sordu Eşek.

Tilki atladı hemen:

‘Seni yemyeşil, sulak bir otlağa götürmemi ister misin?’

Eşek otlamayı bıraktı,

‘Neredeymiş bu çayır?’ diye sordu.

Tilki:

‘Düş peşime’ dedi.

O önde, Eşek arkada yürüdüler, yürüdüler, gele gele ormana geldiler. Tilki, ardından Arslanın inine doğru sürüklüyordu Eşeği. Tam bu sırada bir kükreme duyuldu.

Eşek ürktü birden:

‘Ne oluyor burada?’ dedi.

Tilki:

‘Sakin ol Eşek kardeş’ dedi. ‘Ne oldu, neden durdun?’

‘Sesi duymadın mı?’ diye sordu Eşek.

‘Ne sesi?’ dedi Tilki.

‘Az önce bir kükreyiş duymadın mı?’

‘Senin açlıktan, kuru otla mideni doldurmaktan kulakların da bozulmuş’ dedi.

Tilki, ‘Yahu ses mes yok, nereden çıkarıyorsun? Gel benimle’ dedi.

Tilki sonunda Eşeği Arslan’ın inine yaklaştırmayı başarmıştı. Arslan, Eşeği görür görmez saldırmış, parçalamış, yemeye başlamıştı. Biraz yedikten sonra susamış, su içmeye gitmişti. Bunu fırsat bilen Tilki, hayvanın beyniyle ciğerini bir
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
güzel midesine indirdi. Arslan dönüp de Eşeğin beynini görmeyince hiddetlenerek:

‘Bunun beyni nerede?’ diye sordu.

Tilki:

‘Sorduğun şeye bak sultanım’ dedi. ‘Hiç bu Eşek’in beyni olsa, senin kükreyişini duyduğu halde inine doğru gelir miydi?’
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
Eşeğin Sonu

Tuz yüklü bir eşek çaydan geçiyordu, ayağı kayıp suya yuvarlandı. Tuz suda eridi. Eşek kalktığında yükün hafiflendiğini görünce ayağının kaydığına çok sevindi.

Bir gün de sahibi eşeğe sünger yükledi. Eşek, yükün suda hafiflediğini öğrendi ya, çaya varır varmaz ayağı kaydığı gibi suya seriliverdi. Süngerler suyu içtikçe şişip şişip ağırlaştılar, o kadar ki eşek bir türlü kalkamadı, ölüp gitti.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptı7 ay önce
Keçi ile Tilki

Tilki derin bir kuyuya düşmüş çırpınıyordu. Çaresiz beklemeye başladı. Biraz sonra yukarıdan bir ses geldi. Tilki baktı, bir keçiydi:

‘Dostum nasıl su bol mu aşağıda, tadı iyi mi?’ diye sordu keçi. Susamıştı.

Tilki’nin gözleri parladı:

‘İn de bir bak’ dedi. ‘İçmeye doyamazsın!’

Keçi aşağı bir ip sallandırdı, tutunarak indi. O aşağı inerken Tilki yukarı çıkıyordu. Belli bir vakit sonra Tilki Keçi’nin bağlı olduğu ipi yukarı çekti ve afiyetle onu yedi. Keçi, Tilki’ye güvenmenin cezasını hayatıyla ödemişti.
b5591791337
b5591791337alıntı yaptı7 ay önce
Olmuş şeye üzülme!’ dedi. ‘Kaçırdığın fırsatların arkasından asla kederlenme. Yaşadığın anın kıymetini bil, pişmanlıkla zamanı geçirme.’
Yusuf Dinç
Yusuf Dinçalıntı yaptı3 yıl önce
Senin ya Rabbi demen, bizim sana olan cevabımızdır. Senin çare arayışın, bizim seni kendimize çekmemizdir. Senin sevgin, bizim lütfumuzun kemendidir. Biz izin vermedikçe hiç kimse dua edemez’ dedi.
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)