Kendine Ait Bir Oda” alıntıları – Virginia Wolf adlı yazardan

Sevgi Aylak
Sevgi Aylakalıntı yaptıgeçen yıl
çünkü hiçbir insan kapatmamalıdır manzaramızı; tutunabileceğimiz bir kol olmadığı gerçeğiyle, çünkü bu bir gerçek, yüzleşebilirsek, yalnız başına yol aldığımızı, ilişkimizin sadece erkekler ve kadınların dünyasıyla değil, gerçeklerin dünyasıyla olduğunu bilirsek, o zaman fırsat doğacak
rseymasahin
rseymasahinalıntı yaptıgeçen yıl
bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır;
İrem Güney
İrem Güneyalıntı yaptıgeçen yıl
Kim suçluyor beni? Pek çok kişi, kuşkusuz, ve benim için huysuz diyecekler. Elimde değildi: Huzursuzluk doğamda vardı, bazen altüst oluyor, acı çekiyordum...
İnsanlar sükûnetten tatmin olmalı demenin yararı yok; eylem içinde olmalıdırlar; eğer bulamazlarsa yaratacaklardır. Milyonlarca kişi benimkinden çok daha sakin bir yazgıya
sahiptir, milyonlarca kişi kaderlerine sessizce isyan ediyordur. İnsanların sessiz hayatlarında kim bilir kaç isyan mayalanmaktadır.
Sevgi Aylak
Sevgi Aylakalıntı yaptıgeçen yıl
Elbette çocuk doğurmaya devam edeceksiniz, ama ikişer üçer, öyle deniyor, on-on iki tane değil.
mervedenyilmaz
mervedenyilmazalıntı yaptı2 yıl önce
İyi bir yemek yememişseniz iyi düşünemez, iyi sevemez, iyi uyuyamazsınız.
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
Jane Harrison’ın Yunan arkeolojisi üzerine kitapları vardır; Vernon Lee’nin estetik üzerine; Gertrude Bell’in İran üzerine.
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
en iyi kadının bile zekâ bakımından erkeklerin en kötüsünden aşağıda olduğunu’ söylemeye eğilimliydi. Bunu söyledikten sonra Mr. Browning evine dönerdi –onu sevdiren, heybetli ve gösterişli bir adam yapan da şimdi söyleyeceğim şeydir– evine döner ve
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
ailesinin taleplerinden ve baskılarından koruyan ayrı bir evden. Bu tür maddi zorluklar çok ürkütücüydü; ama maddi olmayanlar çok daha kötüydü. Keats ve Flaubert ve diğer üstün yetenekli adamlar dünyanın kendilerine kayıtsız kalmasına güç dayanıyorlardı, ama kadınlara baktığımızda bu kayıtsızlığın yerini düşmanlık alıyordu
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
Yazma konusunda büyük yeteneği olan bir kadın bile bir kitap yazmanın, hatta kendini oyalamanın gülünç olmak anlamına geleceğine kendini inandırdıysa, yazan bir kadına ne kadar büyük bir muhalefet olduğu tahmin edilebilir. Ve böylece, diye devam ettim, Dorothy Osborne’un mektuplarının olduğu tek küçük kitabı rafa bırakırken, Mrs. Behn’e geliyoruz
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
Jane Austen elyazmalarını saklıyor ya da üstlerine bir kurutma kâğıdı kapatıyordu. On dokuzuncu yüzyıl başlarında bir kadının edebiyat konusunda alabileceği bütün eğitim, kişilik gözlemi, duygu çözümlemesinden ibaretti. Onun duyarlılıkları yüzyıllar boyunca ortak kullanılan oturma odasındaki etkilenimlerle eğitilmişti.
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
ane Austen içinde bulunduğu ortamdan rahatsız idiyse, bu ancak uymak zorunda olduğu kısıtlı yaşam yüzünden olabilirdi. Bir kadının tek başına sokağa çıkması olanaksızdı. Asla seyahate çıkmadı; asla Londra’da bir otobüsle dolaşmadı ya da tek başına yemek yemedi bir dükkânda. Ama belki de elinde olmayanı istememek Jane Austen’in doğasında vardı. Yeteneği ve bulunduğu ortam birbiriyle tamamen uyuşuyordu. Ama aynı şeyin Charlotte Brontë için geçerli olduğundan kuşkuluyum, dedim, Jane Eyre’i açıp Gurur ve Önyargı’nın yanına koyarken
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
Ama kadınlar için diye düşündüm, boş raflara bakarak, bu güçlükler çok daha fazla ürkütücüydü. Bir kere, aile gerçekten varlıklı değilse, ya da soylu değilse bırakın sakin bir odayı ya da ses geçirmez bir odayı, kendine ait bir odası olması bile söz konusu değildi kadının, on dokuzuncu yüzyılın başına kadar durum buydu. Evleneceği erkeğe verilen para, ki kızın babasının iyi niyetine bağlıydı bu, sadece üstüne başına yeterdi kızın, hepsi de yoksul erkekler olan Keats, Tennyson ya da Carlyle’ı avutan şeylerden bile yoksundu kız, bir gezintiden, Fransa’ya kısa bir yolculuktan, ne kadar perişan olsa da kendisini
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
Ama şimdi bu mümkün olsa da önemli kişilerin ağzından çıkan bu fikirler elli yıl önce bile pek ürkütücü olmuş olmalı. Varsayalım ki bir baba, soylu nedenlerle kızının evden ayrılıp yazar, ressam ya da biliminsanı olmasını istemiyordu. ‘Bak Mr. Browning ne diyor,’ derdi; hem sadece Mr. Browning de değil; Saturday Review gazetesi; Mr. Greg de vardı – ‘bir kadının varlığının temeli’ diyordu Mr. Greg, üzerine basa basa, ‘erkeklerden destek alması ve erkekler tarafından yönetilmesidir’–; erkeklerin görüşü öyle büyük yer kaplıyordu ki kadından entelektüel bir şey beklenemezdi. Babaları bu görüşleri yüksek sesle okumasa bile her kız bunu kendi kendine okuyabilirdi; on dokuzuncu yüzyılda bile bunları okuyunca kızların hevesi kırılır, işlerine yansırdı herhalde. Sürekli, şunu yapamazsın, bunu beceremezsin türünden iddialara göğüs germek, onlarla baş etmek zorunda olurlardı. Bir romancı için herhalde böyle bir zehrin artık pek hükmü yok; çünkü değerli kadın romancılar görüldü. Ama ressamların canını acıtacak bir yanı hâlâ olmalı; müzisyenler içinse hâlâ geçerli olduğunu tahmin ediyorum, hem de aşırı
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
–’kadınların kendilerine ayıracak yarım saatleri yok’–, yazarken araya hep bir şey giriyordu. Yine de böyle bir durumda şiir ya da oyun yazmaktansa düzyazı ve kurmaca yazmak daha kolaydı. Daha az dikkat gerektiriyordu. Jane Austen ölene kadar bu koşullarda yazmıştı. ‘Bütün bunları nasıl becerdiği,’ diye yazmıştır, yeğeni anılarında, ‘çok şaşırtıcı, çünkü kendine ait bir çalışma odası yoktu, çalışmalarının büyük kısmını herkesin kullandığı oturma odasında yapmış olmalı, oysa orada işini bölecek her türlü şey oluyordu. Ne yaptığını ailesi dışındaki kişilerin, hizmetkârların ya da konukların fark etmemesine özen gösteriyordu
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
İnsanlar sükûnetten tatmin olmalı demenin yararı yok; eylem içinde olmalıdırlar; eğer bulamazlarsa yaratacaklardır. Milyonlarca kişi benimkinden çok daha sakin bir yazgıya
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
sağa ya da sola doğru kıpırdamak kimbilir ne kadar olanaksızdı onlar için. Bütün o eleştirilerin karşısında, o tamamı ataerkil toplumun ortasında, ürkmeden bakarak, kitaplarına sıkı sıkı sarılabilmeleri için kimbilir nasıl bir yetenek, nasıl bir tutarlılık gerekmişti. Bunu sadece Jane Austen ve Emily Brontë başardılar. Onların şapkalarındaki belki de en hafif tüydü bu. Onlar erkek gibi değil, kadın gibi yazdılar. O dönemde roman yazan binlerce kadın arasında sadece onlar ebedi eğitimcinin şunu yaz, bunu düşün diye süregiden uyarılarına kulak
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
Edebiyat herkese açıktır, demek için. Üniversitenin idare amiri de olsanız beni çimenlerden çıkarmanıza izin vermiyorum. İsterseniz kitaplıklarınıza kilit vurun; ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de sürgü, ne de kapatabileceğiniz bir kapı.
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
ahiptir, milyonlarca kişi kaderlerine sessizce isyan ediyordur. İnsanların sessiz hayatlarında kim bilir kaç isyan mayalanmaktadır. Genelde kadınların çok serinkanlı olmaları istenir; ama kadınlar da erkeklerle aynı şeyleri hissederler; erkek kardeşleri gibi onları da yeteneklerini işletmek, çabalarını harcayacakları alanlar bulmak ihtiyacındadırlar; katı yasaklamalara, mutlak durgunluklara tahammül edemezler, tıpkı erkekler gibi; daha fazla ayrıcalığa sahip başka insanların onların puding hazırlamakla, çorap örmekle, piyano çalmakla ya da nakışla yetinmelerini söylemeleri darkafalılıktır. Kadınlar, geleneklerin kendi cinsleri için gerekli gördüğünden fazlasını yapmak ya da daha fazla öğrenmek istiyorlarsa onları suçlamak ya da alay etmek düşüncesizliktir
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
Böyle yalnızken Grace Poole’un kahkahalarını az duymadım...
Biçimsiz bir mola, diye düşündüm. Birdenbire Grace Poole ile karşılaşmak rahatsız ediciydi. Süreklilik bozulmuştu. Elimdeki kitabı Gurur ve Önyargı’nın yanına bırakırken, bu sayfaları yazan kadın Jane Austen’dan daha parlak bir yeteneğe sahipti denebilir, diye düşündüm. Ama o sayfaları tekrar okuyup içlerindeki o sarsıntıyı, o öfkeyi fark edince yazarın yeteneğini hiçbir zaman eksiksiz ve bütün olarak dışa vuramayacağını görüyorsunuz. Kitapları biçimini yitirecek, çarpılacaklardır. Sükûnet içinde yazacağına öfke içinde yazacaktır. Karakterlerini anlatacağına kendini anlatacaktır. Kaderiyle savaş içindedir. Genç yaşta, sıkışmış ve engellenmiş durumda ölmemek elinde miydi?
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptıgeçen ay
Ekmeğimi didikleyip kahvemi karıştırırken, ara sıra da sokaktaki insanlara bakarken bunları düşündüm. Ayna görüntüsü çok önemli, çünkü zindeliği besler, sinir sistemini harekete geçirir. Kaldırın o görüntüyü, o zaman erkek ölebilir, tıpkı kokainsiz kalan kokainman gibi. O görüntünün büyüsü altında, diye düşündüm, camdan dışarı bakarak, kaldırımda yürüyenlerin yarısı işlerine gidiyor. O büyünün ışınlarının altında şapkalarını başlarına oturtup paltolarını giyiyorlar.
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)