Kendine Ait Bir Oda” alıntıları – Virginia Wolf adlı yazardan

çünkü hiçbir insan kapatmamalıdır manzaramızı; tutunabileceğimiz bir kol olmadığı gerçeğiyle, çünkü bu bir gerçek, yüzleşebilirsek, yalnız başına yol aldığımızı, ilişkimizin sadece erkekler ve kadınların dünyasıyla değil, gerçeklerin dünyasıyla olduğunu bilirsek, o zaman fırsat doğacak
bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır;
Kim suçluyor beni? Pek çok kişi, kuşkusuz, ve benim için huysuz diyecekler. Elimde değildi: Huzursuzluk doğamda vardı, bazen altüst oluyor, acı çekiyordum...
İnsanlar sükûnetten tatmin olmalı demenin yararı yok; eylem içinde olmalıdırlar; eğer bulamazlarsa yaratacaklardır. Milyonlarca kişi benimkinden çok daha sakin bir yazgıya
sahiptir, milyonlarca kişi kaderlerine sessizce isyan ediyordur. İnsanların sessiz hayatlarında kim bilir kaç isyan mayalanmaktadır.
Elbette çocuk doğurmaya devam edeceksiniz, ama ikişer üçer, öyle deniyor, on-on iki tane değil.
İyi bir yemek yememişseniz iyi düşünemez, iyi sevemez, iyi uyuyamazsınız.
Seren Ozturk
Seren Ozturkalıntı yaptı2 ay önce
Çünkü onun yazıları, Max Beerbohm’unkilerden bile üstündür, diye düşündüm, kusursuzdurlar, tam ortalarında çılgınca, şimşek gibi çakan hayal gücü, kıvılcımlar saçarak patlayan yetenek yüzünden yazıları kusurlu ve eksikli olsalar da şiirselleşirler. Lamb, Oxbridge’e belki de yüz yıl önce geldi. Milton’ın şiirlerinden birinin elyazmasını orada görünce elbette bu konuda –başlığı aklımda kalmamış– bir yazı kaleme aldı. Lycidas olabilir gördüğü şiir, Lamb, Lycidas’taki bir tek sözcüğün bile farklı olabileceğini düşünmenin kendisini ne kadar dehşete düşürdüğünü yazdı.
Gizem Kavak
Gizem Kavakalıntı yaptı3 ay önce
Ve Tennyson’un şiirini gördüm:
Muhteşem bir gözyaşı döküldü
Kapıdaki çarkıfelekten.
Geliyor güvercinim, sevgilim;
Geliyor hayatım, alın yazım;
“Yakında o, yakında’, diye ağlıyor kırmızı gül,
Ve beyaz gül hıçkırıyor, ‘Gecikti’;
Hezaren çiçeği dinlemekte, ‘Duyuyorum, duyuyorum’;
Ve ‘Beklerim’ diye fısıldıyor zambak.
Savaş öncesinde erkekler öğle yemeği davetlerinde bunu mu mırıldanıyorlardı? Ya kadınlar?
Kalbim şakıyan bir kuş gibi
Su verilmiş bir sürgünde yuva kuran;
Kalbim bir elma ağacı gibi
Dallarını güdük meyvelerin eğdiği;
Kalbim gökkuşağından bir kabuk gibi,
Durgun bir denizde kürek çeken,
Kalbim bunların hepsinden daha mutlu,
Çünkü aşkım geldi bana.
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı5 ay önce
Zaten başka türlü olabilir mi? Çünkü kadınlar milyonlarca yıldır evlerinin içinde oturdular, artık onların yaratıcılıkları o evlerin duvarlarını delmiştir, bu güç tuğlaların ve harcın kapasitesini öylesine zorlamıştır ki, artık kalemlere ve fırçalara, iş hayatına ve politikaya
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı5 ay önce
Zaten başka türlü olabilir mi? Çünkü kadınlar milyonlarca yıldır evlerinin içinde oturdular, artık onların yaratıcılıkları o evlerin duvarlarını delmiştir, bu güç tuğlaların ve harcın kapasitesini öylesine zorlamıştır ki, artık kalemlere ve fırçalara, iş hayatına ve politikaya
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı5 ay önce
Bir Dr. Johnson, Goethe, Carlyle ya da Voltaire olmasak da, bu büyük adamlardan çok farklı olarak bile, bu entrikanın yapısını ve kadınların bu son derece gelişmiş yaratıcı yetisinin gücünü hissedebiliriz. Odaya gireriz – bir kadın bir odaya girdiğinde neler olacağını söylemeye fırsat bulana kadar İngilizcenin olanakları fazlasıyla uzatılıp genişletilmiş, havada küme küme uçuşan sözcükler izinsizce hayatiyet kazanmış olur. Odalar birbirinden öyle farklıdır ki; sakin olabilirler ya da gürültülü; denize bakarlar ya da tam tersi, bir hapishanenin avlusuna; yıkanmış çamaşırlar asılı olabilir; ya da opal kumaşlar ve ipekler canlandırır içlerini; at kılı kadar sert ya da tüy gibi yumuşaktırlar – kadınlığın bu aşırı karmaşık gücünün insanın suratına çarpması için herhangi bir sokaktaki herhangi bir odaya girmek yeterlidir.
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı5 ay önce
. Ancak kadınların yaratıcılığı erkeklerinkinden çok farklıdır. Asırlar süren çok katı bir disiplin sonunda kazanılmıştır, yerini de hiçbir şey alamaz, bu yüzden eğer engellenirse ya da ziyan edilirse çok yazık olur, diye düşünürüz. Kadınlar erkekler gibi yazsalardı ya da erkekler gibi yaşasalardı, onlar gibi görünselerdi çok yazık olurdu, dünyanın ne kadar geniş ve çeşitli olduğunu düşünürsek, iki cins bile pek yetersiz kaldığına göre sadece tek bir cinsle nasıl idare edebilirdik? Eğitim, benzerlikleri değil de farklılıkları meydana çıkarıp güçlendirmemeli mi? Çünkü zaten oldukça fazla benziyoruz birbirimize; bir kâşif gittiği yerden dönüp başka ağaçların dallarının arasından başka göklere bakan başka cinslerin olduğu haberini getirecek olsa, insanlığa bundan büyük yardımda bulunamazdı; biz de ayrıca Profesör X’in kendi ‘üstünlüğünü’ kanıtlamak üzere koşup ölçü çubuklarını almasını seyretmenin tadını çıkarırdık.
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı7 ay önce
Jane Harrison’ın Yunan arkeolojisi üzerine kitapları vardır; Vernon Lee’nin estetik üzerine; Gertrude Bell’in İran üzerine.
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı7 ay önce
en iyi kadının bile zekâ bakımından erkeklerin en kötüsünden aşağıda olduğunu’ söylemeye eğilimliydi. Bunu söyledikten sonra Mr. Browning evine dönerdi –onu sevdiren, heybetli ve gösterişli bir adam yapan da şimdi söyleyeceğim şeydir– evine döner ve
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı7 ay önce
ailesinin taleplerinden ve baskılarından koruyan ayrı bir evden. Bu tür maddi zorluklar çok ürkütücüydü; ama maddi olmayanlar çok daha kötüydü. Keats ve Flaubert ve diğer üstün yetenekli adamlar dünyanın kendilerine kayıtsız kalmasına güç dayanıyorlardı, ama kadınlara baktığımızda bu kayıtsızlığın yerini düşmanlık alıyordu
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı7 ay önce
Yazma konusunda büyük yeteneği olan bir kadın bile bir kitap yazmanın, hatta kendini oyalamanın gülünç olmak anlamına geleceğine kendini inandırdıysa, yazan bir kadına ne kadar büyük bir muhalefet olduğu tahmin edilebilir. Ve böylece, diye devam ettim, Dorothy Osborne’un mektuplarının olduğu tek küçük kitabı rafa bırakırken, Mrs. Behn’e geliyoruz
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı7 ay önce
Jane Austen elyazmalarını saklıyor ya da üstlerine bir kurutma kâğıdı kapatıyordu. On dokuzuncu yüzyıl başlarında bir kadının edebiyat konusunda alabileceği bütün eğitim, kişilik gözlemi, duygu çözümlemesinden ibaretti. Onun duyarlılıkları yüzyıllar boyunca ortak kullanılan oturma odasındaki etkilenimlerle eğitilmişti.
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı7 ay önce
Ama kadınlar için diye düşündüm, boş raflara bakarak, bu güçlükler çok daha fazla ürkütücüydü. Bir kere, aile gerçekten varlıklı değilse, ya da soylu değilse bırakın sakin bir odayı ya da ses geçirmez bir odayı, kendine ait bir odası olması bile söz konusu değildi kadının, on dokuzuncu yüzyılın başına kadar durum buydu. Evleneceği erkeğe verilen para, ki kızın babasının iyi niyetine bağlıydı bu, sadece üstüne başına yeterdi kızın, hepsi de yoksul erkekler olan Keats, Tennyson ya da Carlyle’ı avutan şeylerden bile yoksundu kız, bir gezintiden, Fransa’ya kısa bir yolculuktan, ne kadar perişan olsa da kendisini
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı7 ay önce
ane Austen içinde bulunduğu ortamdan rahatsız idiyse, bu ancak uymak zorunda olduğu kısıtlı yaşam yüzünden olabilirdi. Bir kadının tek başına sokağa çıkması olanaksızdı. Asla seyahate çıkmadı; asla Londra’da bir otobüsle dolaşmadı ya da tek başına yemek yemedi bir dükkânda. Ama belki de elinde olmayanı istememek Jane Austen’in doğasında vardı. Yeteneği ve bulunduğu ortam birbiriyle tamamen uyuşuyordu. Ama aynı şeyin Charlotte Brontë için geçerli olduğundan kuşkuluyum, dedim, Jane Eyre’i açıp Gurur ve Önyargı’nın yanına koyarken
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı7 ay önce
İnsanlar sükûnetten tatmin olmalı demenin yararı yok; eylem içinde olmalıdırlar; eğer bulamazlarsa yaratacaklardır. Milyonlarca kişi benimkinden çok daha sakin bir yazgıya
simgemutlu
simgemutlualıntı yaptı7 ay önce
sağa ya da sola doğru kıpırdamak kimbilir ne kadar olanaksızdı onlar için. Bütün o eleştirilerin karşısında, o tamamı ataerkil toplumun ortasında, ürkmeden bakarak, kitaplarına sıkı sıkı sarılabilmeleri için kimbilir nasıl bir yetenek, nasıl bir tutarlılık gerekmişti. Bunu sadece Jane Austen ve Emily Brontë başardılar. Onların şapkalarındaki belki de en hafif tüydü bu. Onlar erkek gibi değil, kadın gibi yazdılar. O dönemde roman yazan binlerce kadın arasında sadece onlar ebedi eğitimcinin şunu yaz, bunu düşün diye süregiden uyarılarına kulak
bookmate icon
Tek ücret. Yığınla kitap.
Sadece bir kitabı değil bütün bir kütüphaneyi satın alırsınız… hem de aynı fiyata!
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)