Fyodor Dostoyevski

Puşkin Konuşması (İletişim Yayınları)

Kitap eklendiğinde bana bildir
Bu kitabı okumak için Bookmate’e EPUB ya da FB2 dosyası yükleyin. Bir kitabı nasıl yüklerim?
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Ne yararı olacak böyle medeniyetin bize? Biz bir başka ışığın, bir başka aydınlanma kaynağının, bir başka aydınlanma amacının ardında koşmalıyız. Bunları kendi içimizde aramalıyız. Bilim başka, aydınlanma başkadır. Eğer halkımıza, halkımızın gücüne inanırsak, şimdiden bizim olan bu Hıristiyanlık ışığını belki günün birinde tam ve gerçek bir aydınlanmanın kaynağı kılabiliriz.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Şöyle bitireceğim sözümü: Sorun, bilim yöntemini almaksa, başımızın üstünde yeri var. Yok aydınlanma ise, hiçbir Avrupa kaynağından ışık almaya ihtiyacımız yok bizim.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
ağlayıp sızlamak yetmez; biraz da bir şeyler yapmak gerek, biraz da bir şey olmak gerek.” İyi de, söyleyin bana, siz Batı kafalı aydın Ruslar, sizin aranızda hak yolunda yürüyenler var mı? İsa’dan üstün tuttuğunuz doğru kişileri gösterin bana! Ama bilin ki bu halkın arasında hak yolunda giden kişiler vardır. Halkın arasında daha sizin gözünüze çarpmamış nice olumlu, güzel adamlar vardır. Biz görelim görmeyelim, hak yolundan ayrılmayan, hak yolunda şehit düşenler çok bu ülkede. Gözü olan görür; gözleri yalnız hayvanlık örneği arayanlar tabii bir şey görmezler. Ama zarar yok, onlar görmesin, halk biliyor kendi içinde doğru kişilerin, doğruluğa el basanların var olduğunu. Gücünü bu bilgiden alıyor. Halk, zamanı gelince doğru yol bilenlerin kendini kurtaracağı umuduyla güçlüdür. Bir düşünün, kaç kere felaketten kurtardı bu halk bu yurdu? Günaha boğulmuş, içkiden kafası dumanlanmış, ahlaksızlık batağında yan gelip yatan bu halk değil miydi daha geçende yekvücut şahlanıp Türklerin ayakları altında ezilen Hıristiyan Slavların yardımına koşan, Türklere karşı açılan savaşı kutlayan? Bu halk değil miydi? Dört elle savaşa sarıldı. Halk yolundan ayrılışının, işlediği günahların kefaretini ödemek için katlanması gereken bir fedakârlık saydı savaşı
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Yüzyıllardır bu halkın nelere katlandığını unutmayın. Hayvana benzemesinin suçu kimindir, bir düşünün ve suçlamayın! Büyük Morskaya’daki berber dükkânlarında saçını kazıtmıyor diye köylüyü kötü görmek şaşkınlık değil de nedir Allah aşkına? Bizim Avrupa kafalı liberallerimiz Rus halkının dikine gitmeye, Rus halkını inkâra bir kere başlamasınlar, buraya kadar vardırırlar işi. Rus’un kendi kişisel benliği yokmuş, Rusların kendi milli benlikleri bile yokmuş! Batı’da nereye giderseniz gidin, hangi milleti seçerseniz seçin, daha mı az sarhoşlukla, soygunculukla karşılaşacaksınız? Aynı hayvanlık yok mu sanki orada da? Üstelik, bizim halkımızda hiç göremeyeceğimiz bir inatçılık, bir dikine katı yüreklilik vardır, görünce donar kalırsınız. Kara cehaletin, medeniyetsizliğin dik âlâsıdır orada karşılaşacağınız. Zaman zaman öyle korkunç bir başıboşlukla el ele gider ki nerede olduğunuzu şaşırırsınız. Batı’da yasayı hiçe sayma, başıboşluk günah değil, doğruluğun ta kendisi sayılmaya başlamıştır. Bizim halkımız arasında vahşet, günahkârlık almış yürümüş olabilir, doğru; fakat bugün bizim halkımızın olan bir şey var ki kimse bunun varlığını inkâr edemez: Rus halkı, hiç olmazsa bütünüyle, yalnız ülkü katında değil, doğruca günlük gerçek katında, günahını doğrulukla bir tutmaya ne razıdır ne de böyle bir isteği var. Köylümüz günaha girer girmesine, ama eninde sonunda, “Kusur işledim,” diyecektir. Günaha giren bunu demezse bir başkası onun için diyecektir. Diyecektir ve gerçeğin üstü örtülmeyecektir. Günah pis bir kokudur, güneş doğunca silinir gider. Günah geçici, İsa kalıcıdır. Bu halk her günaha giriyor. Ama en iyi anında, Hıristiyanlığını kavradığında, doğrunun hakkını vermekte gecikmeyecektir. Aslında önemli olan, halkın doğru bellediğidir; halkın doğruluktan ne beklediği, doğruluğa ne gözle baktığıdır; halkın en yüksek emellerinin ne olduğu; neyi sevdiği, Allah’tan dilediğidir; önemli olan halkın ne için dua ettiği, neyin ardından ağladığıdır. Ve halkın ülküsü İsa’ya ulaşmaktır. Aydınlanma ışığı zaten İsa’dan gelmiyor mu? Bu halk tarihinin en canlı, en buhranlı dönemlerinde toplum çıkarlarıyla ilgili her konuyu İsa’yı göz önünde tutarak kararlaştırmadı mı, kararlaştırmıyor mu? Şimdi işi alaya alacaksınız, diyeceksiniz ki: “Öyle
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Halkı tanımıyorsun demeyin bana! Tanıyorum. Halkı tanıdıktan sonradır ki gönlümü yeniden İsa’ya verdim. Çocukluğumda nasıl da yakından tanırdım onu! “Avrupa kafalı libareller”den biri olduğum günler handiyse elden kaçırdıydım
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Dediğim şu: Bizim halkımız, gönlünü İsa’ya, İsa’nın öğretilerine kaptırdığı için çoktan aydınlanmıştır. “Bu halk İsa’nın ne söylediğini bilmiyor ki, kimse bu halkı karşısına alıp İsa’nın ne öğrettiğini anlatmadı ki! ” diyeceksiniz. Boş laftır bu. Halk bileceğini biliyor, softalık sınavında çakarmış, ne umuru! Halk bugün bildiğini Allah evinde öğrendi. Halkın yüzyıllardan beri haşır neşir olduğu duaların, ilahilerin değerinin yanında bilgiç hafızların söyleyecekleri solda sıfırdır. Halk düşmandan kaçıp dağa çıktığında, ormanlara sığındığında dualarını tekrarlıyor, ilahilerini çağırıyordu. Batu Han istilası sırasında bile, ta o zaman bile bu halk, “Rabbim gücünü bizden esirgeme,” demesini biliyordu. Sonradan bu ilahiyi kelime kelime öğrendi, yüreğine perçinledi. İsa’dan başka tutanağı kalmamıştı çünkü. Zaten bütün Hıristiyanlıkta doğru olan ne varsa bu bir tek ilahidedir, baştan sona kadar. Ne yapalım yani, kimse halkın karşısına çıkıp vaaz vermiyorsa, keşişler laflarını ağızlarında geveliyorsa? Liberallerin uydurduğu, sonra da kilisemize yönelttiği bu ağır suçlamayı çok duyduk şimdiye kadar. Bu yetmiyormuş gibi bir de dinî törenlerde kullanılan Slav dilinin elverişsizliğini başımıza kakar dururlar. Sözde halkın anlamadığı bir dilmiş! Öyledir diyelim. Ne çıkar bundan? Papaz beri gelip okumaya başlamasın: “Rabbim, hayatımın Tanrısı!”... İşte Hıristiyanlığın bütün anlamı, bütün öğretecekleri! Halk bu duayı ezbere bilir. Halk ermişlerin hayatlarını da ezbere bilir. Ezbere bilirler, her fırsatta büyük bir heyecanla birbirlerine anlatırlar. Fakat Hıristiyan kişiler olarak geçtikleri en çetin sınav, bütün bir tarih boyu sineye çektikleri sayısız, sonu gelmez acılardır. Bu halk neler çekmedi! Herkesin onu yüzüstü koyup gittiğini gördü. Her yerde ayaklar altında ezildi. Her zaman başkaları için çalıştı, başkaları uğruna hayatını tüketti. Bütün bu tarih boyunca İsa’dan başka kimsesi yoktu. Onun için İsa’yı, büyük avutucuyu bu halk bağrına bastı, bir daha bırakmamacasına. Çünkü İsa onu umutsuzluk kuyusuna yuvarlanmaktan kurtarmıştı. Bütün bunları niye söylüyorum size? Birazcık olsun size bir şeyler anlatabileceğimi sandığımdan mı? Sözlerime deli saçması diyeceksiniz. Kimbilir belki de, “Bu ne edepsizlik!” dersiniz. Ne derseniz deyin, zaten sizin için yazmıyorum bunları. Mesele önemli, çok önemli. Üzerinde enine boyuna konuşmamız gerek. Bu parmaklar kalem tuttukça bu ağız konuşacaktır. Şimdilik düşüncemin temelini belirtmekle yetinmek niyetindeyim: Eğer halkımız İsa’yı, İsa’nın öğütlerini bağrına basmakla çoktan aydınlığa ulaşmışsa İsa’yla birlikte gerçek aydınlanma katına çıkmış demektir. Böylesine sonsuz bir hâzinenin yanı sıra, Batı’nın bilimlerini de almak halk için gerçek bir nimet olacaktır. Bizim aramızda bilim, Batı’da olduğu gibi İsa’yı gölgeleyemez. Zaten orada da, Batı’da da İsa’yı gölgeleyen bilim değildi. Bu düpedüz liberallerin uydurmasıdır. Bilim çağı açılmadan çok daha önce Batı Kilisesi, İsa’nın anlamını bozmuştu; çoktan, bir kilise olmaktan çıkıp Roma devleti olmuş, sonradan da Papalıkla devleti birbirine karıştırmıştı. Evet, artık Batı’da gerçek anlamda ne Hıristiyanlık ne de kilise var. Bugün Batı’da gerçek Hıristiyanlar yoktur demiyorum, her zaman olacak; ne ki Katolik cemaati artık Hıristiyan olmaktan çıkmıştır. Her gün biraz daha putperestliğe kayıyor. Protestanlık ise gün geçtikçe Allahsızlığın, kararsız ve karanlık bir ahlak anlayışının korkunç uçurumuna yuvarlanıyor.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Ne de tatlı anlatmışsınız! Ama çok önemli bir kelime kullanıyorsunuz Bay Gradovski: Aydınlanma. Sorarım size, ne demek bu? Batı’nın bilimleri mi, işe yarar bilim ve teknikler, yoksa gönlün aydınlanması mı? Bilime ve tekniğe sırt çeviremeyiz, kaçamayız bunlardan, doğru. Kaçmamız için bir neden de yok zaten. Bunları Batı Avrupa’dan başka bir yerden alamayacağımız düşüncesine de katılıyorum. Bu hususta kıyamete dek Avrupa’nın kadrini biliriz, merak etmeyin. Aydınlanmaya gelince, bundan benim anladığım (sanırım herkesin anlaması gereken) kelimenin taşıdığı anlamdır: İnsanın gönlüne vurup yüreğini aydınlatan, düşüncesine yön veren, hayatının yolunu çizen bir ışık. Öyleyse izin verin de aydınlanmanın böylesine varmak için hiç de Avrupa kaynaklarına başvurmak zorunda olmadığımızı söyleyelim. Bu kaynaklardan niçin yoksun oluyormuşuz? Rusya baştan aşağı bunlarla dolu
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
adamlarımızın işe yaramaz oluşundan ileri geldiğini sanmıyorum. Bugün bizim gözümüzde değerinin ne olduğunu Avrupa çok iyi bilmektedir. Bir gün gelecek bizler değil ama, çocuklarımız anlayacak ki gerçekten Rus olmak demek, Avrupa’nın içine düştüğü çelişkileri ortadan kaldırmayı amaç edinmek demektir; gönlümüzdeki kardeşlik sevgisinden kuvvet alarak bütün insanların birleşmesi yolunda savaşmak demektir; belki de, nihayet, insanlık birliği ülküsünün gerçekleşeceğine, İsa’nın dediğinin olacağına, günün birinde bütün insanların el ele vereceğine inandığımızı bütün dünyaya haykırmak demektir. Ben inanıyorum bunun böyle olacağına. Biliyorum, çok iyi biliyorum ki bu sözlerime bir dolu deli saçması diyenleriniz olacak. Öyle olsun. Söyledim ya bunları, hiç pişman değilim. Söylenmesi gerekiyor çünkü. Özellikle şimdi, burada, eşsiz sanat gücüyle bu düşünceyi dünyaya salan büyük dahiyi kutladığımız bir sırada hepsinin söylenmesi gerekiyor. Bu düşünce bundan önce de birçok kereler dile getirildi. Ben yeni bir şey söylemiyorum. Yine de böyle konuşmamı küstahlık sayanlar çıkacaktır. “Bu mu bizim kaderimiz? Bu mu bizim zavallı, ilkel yurdumuzun kaderi? Dünyaya yeni bir ülkünün tohumlarını atmak, bütün insanlar arasında bize mi düştü?” Ekonomik başarılardan, silah gücünden, bilim gücünden söz ediyor muyum? İnsanlar arasında kardeşlik bağlarının kurulmasından söz ediyorum. Bu ülküyü gerçekleştirmek, diyorum, bütün uluslararasında belki Rusya’nın kaderi olacaktır. Bu ülkünün izleri tarihimizdedir, yetiştirdiğimiz dehalardadır. Puşkin’in sanat dehasındadır. Yurdumuz yoksul olsun, ne zararı var? “Hazreti İsa’nın bir köle kılığında boydan boya geçip takdis ettiği” ülkedir burası, bütün yoksulluğuyla.
Niye İsa’nın son sözünün bir gün gerçek katına çıkacağı umudu bizim olmasın? İsa da bir ahırda doğmamış mıydı? Dediğim gibi hiç olmazsa Puşkin örneği var önümüzde, Puşkin’in dehasının bütün insanlığı içine alan kapsamı var. Puşkin’in göğsünde kendi ulusunun yanı sıra yabancı milletlerin de yüreği çarpardı. Puşkin, hiç olmazsa sanat alanında, Rus bilincinin bu evrensel eğilimini açığa vurdu. Bizim için bu paha biçilmez bir uyarıdır. Düşüncemiz bir hayalden, bir düşten öteye varmasa bile hiç değilse Puşkin’in eserinde bu hayal, bu düş kendine sağlam temeller bulmuştur. Puşkin’in ömrü daha uzun olsaydı kimbilir daha nice coşkun, ölümsüz tipler yaratacak, Avrupalı kardeşlerimiz de Rus olmanın ne demek olduğunu anlayabileceklerdi. Şimdikinden çok daha büyük bir güçle Puşkin Avrupa’yı kendine çekecekti. Belki onlara anlatabilecekti gönlümüzde yatan özlemin gerçek yanını. Onlar da bizi şimdi anladıklarından daha iyi anlayacaklar, yüreğimizin atışını duyuyor olacaklardı; bize şüpheyle, şimdiki gibi biraz da küçümseyerek bakmaz olacaklardı. Puşkin daha çok yaşasaydı belki bizim aramızda da anlaşmazlıklar daha az olacaktı, birbirimizle böylesine hırlaşmayacaktık. Allah’ın hikmeti başkaymış. Puşkin en olgun, en güçlü çağında öldü. Öldü, mezarına büyük bir sır götürdü.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Sorarım size, nedir Büyük Petro’nun devrimleri bizim için? Yalnız gelecek bakımından değil, bir de şimdiye kadar olup bitenler, şimdiye kadar açığa çıkan gerçekler açısından bakıldığında, anlamı neydi bu devrimin? Herhalde Avrupa kılık kıyafetinin, Avrupa göreneklerinin, Avrupa tekniğinin ve biliminin benimsenmesi değildi. Gelin daha yakından, daha bir kesinlikle inceleyelim bunu. Evet, büyük bir ihtimalle Petro ilkin bu dar, pratik çerçeve içerisinde işe koyuldu; fakat zaman geçip kafasındaki devrim düşüncesi geliştikçe gizli bir içgüdünün etkisi kendini göstermeye başladı. Petro gözlerini daha uzun erimli amaçlara çevirdi, çabalarını daha geniş ufuklara yöneltti. Zaten Rus halkı da devrimleri günlük kaygılarla benimsemeyi yeterli bulmamıştı. Halkı peşinden sürükleyen başta şeydi; günlük kaygılarla kıyas kaldırmayacak kadar yüksek amaçları gözeten bir önsezi. Halk daha o zamandan ilerisini görüyor, geleceğin getireceklerini bekliyordu. Bir kez daha söyleyeyim, halk bunun bilincine ermemişti daha; fakat amacının o yönde yattığını seziyor, önemini anlıyordu. Onun içindir ki gözlerimiz, hemen bütün insanların birleşmesi ülküsüne çevrildi. Düşmanlık duygusuyla yapılmadı bu. İçimizden taşan iyi niyetle, yüreğimizdeki sonsuz sevgiyle hiç ırk ayrımı gözetmeden yabancı milletlerin dehalarını bağrımıza bastık; daha ilk adımda sezgimiz bize anlayışlı davranmayı, aykırılıkları gözümüzde büyütmemeyi, hepsini hoş görüp uzlaştırma yoluna gitmeyi öğretti. Böylelikle (biz de bunun daha yeni farkına varıyorduk) büyük Aryan ailesini hep bir araya getirip kardeş kılacak bir ülküyü benimsemeye hazır ve istekli olduğumuzu gösterdik. Evet, hiç şüpheniz olmasın, Rus’un kaderi Avrupa’nın birleşmesi, bütün insanlığın birleşmesi yönünde gelişecektir. Gerçekten Rus olmak, bütün insanlarla kardeş olmaktır, evrensel insan olmaktır. Aramızdaki bütün bu Slavcılık, Batıcılık ayırımları bir yerde tarihî şartlanmaya dayanıyor, ama aslına bakarsanız birbirimizi yanlış anlamamızdan doğuyor. Gerçek bir Rus’un gözünde Avrupa’nın geleceği Rusya’nın geleceği kadar, kendi anayurdunun geleceği kadar azizdir. Çünkü Rusya’nın kaderi evrensellik katına çıkmaktır; kılıç zoruyla değil, kardeşlik bağlarının kuvvetiyle, insanları kardeşlik ülküsü çerçevesinde birleştirme emelimizle. Petro’nun devrimlerinden bu yana tarihimizi iyi inceleyin. Avrupa milletleriyle aramızdaki ilişkilerde, hatta devletin güttüğü siyasette hep bu düşünceyle (benim bu hayalimle deyin isterseniz) karşılaşacaksınız. Rusya’nın siyaseti bu son iki yüz yıl içerisinde Avrupa’ya hizmet etmekten başka ne yapmıştır? Hatta Rusya kraldan çok kralcı oldu diyebiliriz. Bunun devlet
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Puşkin gibi evrensel sevgi gücü olan bir başka şair daha gelmedi. Sonra bir tek bu sevgisi değil bizim için önemli olan; o akıllara durgunluk veren derinliği, yabancı milletlerin gönlünde olup bitenleri kendi gönlünde yansıtabilme gücü de önemli. Dünya edebiyatının başka hiçbir şairinde bu olaya böylesine rastgelmiyoruz. Yalnız Puşkin’de var bu. Onun için de, dediğim gibi, Puşkin şimdiye kadar hiç görülmemiş, hiç işitilmemiş bir olaydır. Bana sorarsanız, gelecekten bir haberdir bizim için, çünkü... çünkü şiirinin milli bilince ulaşan kökleri buradan geçiyor; burada milli bilincin geleceğini seziyoruz; burada geleceğimizin milli bilincinden haberdar oluyoruz ve bir kere daha farkına varıyoruz ki geleceğin milli bilincinin kökleri bugündedir. Puşkin, tıpkı bir peygamber gibi, bunu bize haber verdi. Zaten Rus milliyetçiliğinin ardındaki güç bütün insanların birleşmesi özleminden doğan güçtür. Puşkin doğrudan doğruya halkın şairi olup gücünü halktan almaya başladığı anda bu gücün büyük geleceğini görmüş, anlamıştı. Onun için gelecekten haber getiren biridir. Onun için peygamberdir.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Puşkin’in önemi yalnız şiir, yalnız sanat alanıyla sınırlı kalmıyor. Puşkin olmasaydı kendi Rus benliğimize, Rus halkının yapabileceklerine güvenimiz, Avrupa milletleri arasında Rusya’nın geleceğine inancımız daha sonraki yazarların (hepsinin değil tabii, birkaçının) kaleminden böylesine karşı durulmaz bir güçle dile getirilebilir miydi?
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Ne ondan önce ne de ondan sonra hiçbir Rus yazarı onun kadar yakından Rus halkıyla anlaşamamıştır. Yazarlarımız arasında sürüyle halk uzmanı yok mu? Var, tabii. Oldukça yetenekli kişiler, bilgili kişiler, halkı seven kişiler. Sayıları hiç de az değil. Ama bu yazarları Puşkin’le kıyaslayacak olursak görürüz ki, bir ya da ikisi dışında hepsi büyük sürü üzerine yazan “beyler”dir; bu çizgiyi aşmaz hiçbiri. En yeteneklilerinde bile, sözünü ettiğim o ikisinde bile, arada bir halka şöyle yukarıdan bakan bir tutum, bir başka hayattan, bir başka dünyadan gelme bir ışık, halkı yazarın katma çıkarıp mutlu kılma isteğini andırır bir kaygı görürsünüz. Oysa Puşkin’de doğruca halktan gelen bir şey vardır; o kadar ki, kimi zaman dünyanın en saf duygularına sürükler onu.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Puşkin’in bütün eserleri Rus benliğine, Rus benliğinin manevi gücüne inancı ile dolup taşar. İnancın olduğu yerde umut vardır, Rus insanının geleceği karşısında duyulan büyük umut.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Onun gibisi şimdiye kadar gelmemişti. Halkın tepesinde oturan bir toplum katının iç yüzünü bir anda, eşine az rastlanır bir sezgi gücüyle ve kesinlikle açığa vurdu. Önceki çağların, çağımızın Rus serserisi tipini gözler önüne serdi. Rus serserisinin gönlünde yatanı ilk sezen, tarih içerisinde kaderini ilk izleyen, bizim kaderimizdeki yerini ilk görüp anlatan Puşkin olmuştur
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Onu kendi öz toprağına, halkına, halkının kutsal bildiklerine bağlayan sarsılmaz, parçalanmaz bir temel. Oysa Onyegin? Onyegin’in nesi var? Kim Onyegin? Hiçbir şey
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Sevdiği bir heves sadece; zaten kendisi bir heves, Onyegin’in
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Kime sadık kalacak? Neye sadık kalacak? Dünya bir araya gelse sevemeyeceği, anası yaşlı gözlerle önünde diz çöküp yalvar yakar olmasaydı dünyada evlenmeyeceği o paşa eskisine mi? Yaralı yüreğinde bütün umut kıvılcımları söndü mü yoksa? Ağır bir umutsuzluk tortusundan başka bir şey kalmadı mı gönlünde? Evet, Tatyana o paşaya, yani kocasına, onu seven, onu sayan, onunla övünen dürüst insana hainlik etmemeye kararlıdır. Anası önünde dize gelip yalvardı yalvarmasına ama kararı veren kendisiydi. Kocasının sadık eşi olmaya söz veren oydu, Tatyana’ydı. Başka çıkar yol bulamadığı için evlendiği adam ne olursa olsun şimdi kocasıydı. Atacağı yanlış bir adım kocasının onurunu ayaklar altına alacak, adamcağızı yerin dibine batırıp sonunda öldürecekti. Bir başkasının kara günleri üzerine mutlu bir hayat kurabilir mi? Mutluluğu doğuran yalnız sevginin insana tattırdığı hazlar değildir; aynı zamanda gönlün huzura kavuşmasıdır. Ardında şerefsiz, merhametsiz, insanlığa uymaz bir davranışın hatırası yatan gönül, nasıl kendi kendinden hoşnut olabilir? İnsanın kendi mutluluğu için kaçıp gitmesi yeter mi insanın mutlu olmasına? Ne biçim mutluluktur o ki bir başkasını mutsuz kılmadan var olamıyor? Diyelim ki bütün insanlığı sevindirecek, bütün insanları barışa, esenliğe kavuşturacak bir amaç ardında koşmaktasınız. Diyelim ki bu amaca ulaşabilmek için tek bir insanı işkenceler içinde öldürmek gerekli, hatta kaçınılmaz bir şarttır. Büyük bir insan mesela bir Shakespeare olmasın bu adam, alelade namuslu ihtiyarın biri olsun; körükörüne inandığı, pek öyle derinden tanımadığı, fakat sevip saydığı, başının tacı ettiği, yanında yaşamaktan sevinç duyduğu genç bir kadının kocası olsun. Bütün yapacağınız bu adamı rezil etmek, yerin dibine batırmak, işkencelere salmaktır. Adamın ayaklar altına alınan onuru, sevdiğinden ayrı düşmesinin yürek acısı üzerine siz bütün insanlığın geleceğini, mutluluğunu kuracaksınız... Yapar mısınız? Buna razı olur musunuz? İşte meselenin can damarı! Diktiğiniz yapının temellerinde bu acı yattıkça, diktiğiniz yapının temellerinde önemsiz bir insanın, ama haksız yere, fütursuzca hayatı paralanmış bir insanın üzüntüsü yattıkça, yapıda oturacak olanların kendilerine sunduğunuz mutluluğu sizin elinizden almaya yanaşacaklarını aklınızdan geçirebilir misiniz? Hepsi dünyanın sonuna dek o mutluluk içinde yaşayacak olsalar bile onlardan bunu bekleyebilir misiniz? Tatyana, yüreğinin ta derinliklerinde ıstırabın dik âlâsını bilen Tatyana başka türlü davranamazdı. Hayır. Kendini bilen kişi, bir Rus, kararını şöyle verir: Mutluluktan benim nasibim olmasın. Çektiğim acı bu ihtiyarın çektiklerinin yüz katı, bin katı olsun. Kimse bilmesin, bu ihtiyar adam da bilmesin benim nelere katlandığımı. Kimseler bilmesin benim neyi göze aldığımı. Başkasını paralamakla olacaksa, ben mutluluğu istemiyorum! İşte trajedi burada. Tatyana çizginin ötesine geçemeyeceğini bilir, bunu bildiği için de Onyegin’e kapıyı gösterir. Diyeceksiniz ki, Onyegin de mutsuz şimdi. Tatyana birini kurtardı, ötekinin yüreğini paraladı. Ama bu başka mesele, belki de şiirin en önemli meselesi. Yalnız geçerken söyleyeyim: Tatyana neden Onyegin’le kaçmaya yanaşmadı? Edebiyatımızda öteden beri tartışılan bir konudur bu. Onun için üzerinde bu kadar durdum. Meselenin en dikkate değer yanı, çözüm yolunun şimdiye kadar anlaşılmayıp tartışma konusu edilmiş olmasıdır. Bana kalırsa Tatyana serbest olsaydı, yaşlı kocası ölseydi de Tatyana dul kalsaydı yine de Onyegin’le kaçıp gitmezdi. Tatyana’nın kişiliğini iyi anlamamız gerek. Onyegin’in nasıl bir adam olduğunu apaçık görüyor. Ezeli aylak, bir vakitler yüz vermediği kadını şimdi bambaşka bir ortamda, ulaşılmaz bir varlık gibi görmektedir. Meselenin can alıcı noktası bir bakıma bu değil mi? Ortamın yeniliği... Onyegin’in umursamayıp yüzüstü bıraktığı genç kız, şimdi bütün sosyetenin sevgilisidir. Sosyete ise, bütün evrensel emellerine rağmen, Onyegin’in önünde boyun eğdiği tek kuvvettir. Onun için gözleri kamaşır, genç kadının ayaklarına kapanır.
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Boş bir hayal olmasın sakın?
Evet, Tatyana bunu ancak böyle yarım ağız açığa vurabilirdi. İlk baştan Onyegin’in ne mal olduğunu anlamıştı çünkü. Çok sonraları Petersburg’da yeniden karşılaştıklarında artık onu gayet iyi tanıyordu. Kim demiş saray hayatı, sosyete hayatı Tatyana’yı bozdu diye! Kim demiş, biraz da gözde bir hanımefendi olduğu için, yeni fikirlere kapıldığı için Onyegin’e sırt çevirdi diye! Doğru değil bu. Tatyana yine eski Tanya, köylerin, kırların Tanya’sı. Şımardı mı? Hayır! Petersburg sosyetesinin göz alıcı hayatı gönlünü boğmakta, onu binbir acıyla kıvrandırmaktadır. Sosyete hanımı olmaktan nefret ediyor. Tatyana’yı başka gözle görenler Puşkin’in ne demek istediğini anlamayanlardır. Tatyana açık konuşuyor Onyegin’le:
Bir başkasına bağlandım, ölene dek
Ona sadık kalmam gerek.
O anda Tatyana Rus kadınının ta kendisidir. Bu sözleri söylemekle hayatının doruğuna eriyor, şiirin dokunduğu gerçekleri dile getiriyor. Onun dinî inançları, evliliğin kutsallığına inancı üzerine tek kelime söylemeyi gereksiz sayarım. Peki niye Onyegin’le kaçıp gitmedi? Kendi ağzıyla ona, “Seni seviyorum,” dememiş miydi? Bir Rus kadını olduğu için güneyli bir kadın ya da bir Fransız kadını gibi hayatta cüretkâr bir adım atmayı beceremediğinden mi? Haysiyetinden, parasından, toplum içindeki yerinden, anlamsız fazilet iddialarından vazgeçmeye gücü yetmediğinden mi? Hayır! Rus kadını inandığı şeyden gözünü esirgemez. Tatyana’nın bütün hayatı bunu doğrulayan bir hikâyedir. “Bir başkasına bağlı şimdi; ölene dek ona sadık kalacak
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Daha gencim, hayat güçlü kuvvetli damarımda.
Ya beni bekleyen ne? Hep acı, yine acı, yine acı!
Misir Məmmədlialıntı yaptı4 yıl önce
Onyegin Tatyana’yı anlamıyor. İnsan ruhu nedir bilmiyor ki! Bütün hayatı boyunca soyut bir düzlemde yaşadı; hayal peşinde koşmaktan, aylaklıktan kurtulamadı. Üstelik Tatyana’yı sonradan Petersburg’da dillere destan bir hanımefendi olduğu zaman da anlamadı. Tatyana’ya yolladığı mektupta “onun eriştiği mertebenin yüceliğini gönlünde çoktan sezmiş” olduğunu söylüyor ama boş laf bunlar. Onyegin, Tatyana’yı hiçbir zaman anlamamış, değerini vermemiştir. Aralarındaki sevginin trajik yanı da budur...
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)