Kitaplar
Süleyman Yılmaz

Sürdürülebilir Tarım Mümkün mü

Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
Doğa şimdiye kadar kendi dinamikleri içerisinde kendi modellerini oluşturmuştur. Biz, insan toplulukları olarak bu modellere uyduğumuz sürece sürdürülebilir bir tarım ve yaşam biçimi oluşturabiliriz
Ercan Karaalıntı yaptı6 ay önce
Endüstriyel tarım şöyle tanımlanabilir: Üretenin kendi ihtiyacını karşılamak için değil, pazara yönelik olarak ve kâr amacı güderek yaptığı, üretim sürecinde kimyasal maddelerin, gübre, ilaç, hormon, makine, petrol, kredi gibi dışarıdan sağlanan girdilerin yoğun olarak, kol emeğinin ve hayvanların ise daha az kullanıldığı, tek tip ürün yetiştirilmesi (mono kültür) ile doğanın ekolojik dinamiklerini fazla dikkate almadan yapılan tarımsal üretim şekli.
Ercan Karaalıntı yaptı6 ay önce
Tarımsal üretimi artırmak için uygulanan politikalar pek çok alanda ekolojik yıkım yaratmıştır. Bunları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
1- Topraklar: Dünyanın ekilebilir topraklarının tamamı tarıma açılmış ama son yıllarda bu alanlar özellikle endüstriyel tarımım yıkıcı etkilerinin sonucu azalmaya başlamıştır. Erozyon, tuzlanma ve kuraklık artmış, endüstriyel tarım yüzünden toprağın doğal yapısı değişmiştir. Kimyasal kirlenme hem sanayi, hem de tarımsal kaynaklı olarak artmıştır. Kentleşme, turizm ve sanayi tarafından özellikle birinci sınıf tarım alanları geri dönüşümsüz bir şekilde yok edilmektedir.
2- Sular: Endüstriyel tarım nedeniyle yer üstü ve yer altı su kaynakları kurumaktadır. Kuraklık kalıcı ve geri döndürülemez gibi görünmektedir. Sulak alanlar ve buralardaki yaşam, artan tarım alanı ve su ihtiyacı nedeniyle yok edilmektedir. Artan sanayi ve kentsel su ihtiyacı tarımsal alanda kullanılabilecek suyu çekmekte, sınai ve kentsel su kullanımının hem payı hem de miktarı artmaktadır. Küresel ölçekte zenginleşen ülkelerde bireyler kişisel olarak daha fazla su tüketmektedirler bu oranlar bazen ortalama sekiz kattan daha fazla olabilmektedir.2
3- Köylü nüfus: Dünya nüfusunun yarısı kentlerde yarısı köylerde yaşamaktadır.(Şekil 2) Tarih boyunca kentleri besleyen kırsal alanlar artık besleyemez duruma gelmiştir. Tüm dünyada uygulanan küresel politikalar dinamik kırsal nüfusu yoksullaştırmakta ve ucuz işgücü olmaları için kentlere akmalarını devam ettirmektedir. 2013 verilerine göre Türkiye’de nüfusun %18’i kırsal bölgelerde yaşamakta, tarımla uğraşan nüfusun iktisaden faal toplam nüfus içindeki payı ise yaklaşık %5’dir. Geleneksel köylü yaşam biçimleri ve bilgeliği giderek yok olmaktadır.
4- Ormanlar: Yangınlar, yapılaşma, turizm, yeni tarım alanlarının açılması ve endüstrinin kereste ihtiyacı nedeniyle ormanların alanı ve kalitesi hızla azalmaktadır. Tüm dünya ormanlarının üçte ikisi yok edilmiştir Barındırdıkları biyoçeşitlilik ve doğal yaşam yok olmaktadır. Ormanların yok edilmesi, suyun tutulmasına ve toprağın esas canlılığını sağlayan yüzeysel topraklarda kayba yol açmaktadır.
Dünya Köy ve Kent Nüfusu,1950-2010,
2015 için tahmin

Şekil 2 Dünya nüfusun köy/kent oranı.
5- Okyanuslar ve Denizler: Aşırı avlanma sonucu balık yataklarının yüzde 70’i3 tükenmiş durumdadır. Kalan yataklarda sürdürülebilir balıkçılık yapmak mümkün değildir. Endüstriyel tarımdan kaynaklanan erozyon sonucu taşınan toprağın verimli üst tabakaları, gübre ve kimyasal artıklar okyanusların tabanını örtmekte ve denizlerde ölü alanlar oluşturmaktadır. Hidroelektrik santrallar gibi uygulamalarla karalardan denizlere mineral ve besin maddelerinin taşınması engellenerek deniz yaşamının fakirleşmesine neden olmaktadır.
6- Hayvanlar: Endüstriyel tarım uygulamalarına paralel şekilde yapılan endüstriyel hayvancılık, hayvanları et süt makinelerine dönüştürmüştür durumdadır. Hem hayvan sağlığı hem de insan sağlığı her yönden tehdit altındadır. Örneğin deli dana hastalığı gibi sonuçlar
Ercan Karaalıntı yaptı6 ay önce
Dünya tarımsal sistemine tarihsel olarak baktığımızda en büyük değişimlerin yirminci yüzyılın son elli yılında olduğunu görmekteyiz. ‘’Büyüme çağı’’ olarak adlandırılabilecek bu dönemde nüfus 1950’den 2011 yılına dek 2,5 milyardan 7 milyara çıkmış, tahıl üretimi üç kat artmış, et ve balık üretimi beş kat artmış, dünya ekonomisi yedi kat büyümüştür1.
Ercan Karaalıntı yaptı7 ay önce
Daha sağlıklı beslenmek için ve özellikle kanser ve kanser gibi hastalıklardan uzaklaşabilmek için besin zinciri basamağında bir alt seviyeye inmek gerekmektedir. Çünkü dünyanın en sağlıklı insanları Amerika gibi et tüketiminde yüksek olan ülkeler değil, Akdeniz kuşağındaki tahıl, et, sebze ve meyve tüketiminde bir denge oluşturabilmiş ülkelerdedir.
Ercan Karaalıntı yaptı7 ay önce
rozyonla mücadele için, aşırı otlatmaya engel olunması, toprağın neminin ve doğal yapısının sürdürebilmesi için doğal bitki örtüsünün korunması veya zenginleştirilmesi gerekir. Özellikle tahıl yetiştirilen düz yerlerde bazen kıtalar arası toz fırtınalarına sebep olan aşırı sürme ve mono kültür (tek tip ürün yetiştirme) uygulamaları terk edilmelidir. Bu alanlarda yaşayan çiftçi nüfusa yatırım yapılması ve adaptasyon politikalarının hızla geliştirilmesi gerekmektedir. Tüm bunların yapılabilmesi için öncelikle kökten bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Rekabete dayalı dünya pazarları için üretim yaparken erozyon ile mücadele etmek oldukça zor görünüyor. Meraları korumak için de küresel pazarlar için meralar üzerinde yoğun hayvancılık yapılmasından vazgeçilmelidir. Tarımsal alanlarda üretilen tahıl da endüstriyel hayvancılıktan ziyase, öncelikle insan beslenmesinde kullanılmalıdır.
Ercan Karaalıntı yaptı7 ay önce
Tarım alanında 24 milyondan fazla insanımız istihdam edilmektedir. Bu da nüfusumuzun yüzde 18’i kadarıdır. Bu rakam 1980’lerde yüzde 47 iken kentlere göç nedeniyle giderek azalmaktadır. Ülke topraklarının yüzde 34’ü tarıma uygundur. Sulanabilir topraklar ise sadece yüzde 17’sidir. Son elli yılda dünya sistemine paralel olarak Türkiye tarımı tamamen endüstriyel tarıma geçmemiş olsa bile, küresel ilkim değişikliği çağındaki yönelimimiz ne yazık ki endüstriyel tarıma doğru gidiyor. Bu nedenle Türkiye tarımının da yukarıda ortaya koymaya çalıştığımız sorunların hepsiyle değişik derecelerde karşı karşıya olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Ercan Karaalıntı yaptı7 ay önce
aha Fazla Sulama
Sulanabilir alanların tüm tahıl üretilen alanların yüzde 20’sine denk gelmesine rağmen, toplam üretimin yüzde 40’ı bu alanlardan yapılmakta, fakat daha önce bahsettiğimiz gibi hem tatlı su rezervleri azalmakta, hem de küresel iklim değişikliği su kaynaklarını kurutmaktadır.(Şekil 6)
Dünyada sulanan alanlar son elli yılda yaklaşık üç kat arttı. Sulanan alanların yarısı Asya’dadır ve Çin’in tahıl ihtiyacının beşte dördü ve Hindistan’ının ihtiyacının yarısı bu alanlardan karşılanmaktadır.
Dünyanın gıda talebi üçe katlanınca sulama suyu kullanımı da üçe katlanmıştır. Sonuç olarak dünya büyük bir su açığı ile karşı karşıyadır. Ama bu açık yeraltı sularının aşırı kullanımı ve düşen su düzeyleri biçimini aldığından, neredeyse algılanmaz durumdadır. Düşen su düzeyleri kuyular kuruyuncaya kadar genellikle fark edilmez.
Dünya su açığı tarihsel olarak yeni bir olgu. Sadece son yarım yüzyılda güçlü dizel ve elektrik pompalarının geliştirilmesiyle, insanlık yeraltı sularını tüketebilecek bir pompalama kapasitesine ulaştı. 1960’ların sonundan itibaren bu pompalarını dünya çapında yayılması ve çoğunluğu sulama için olmak üzere milyonlarca kuyunun açılması sonucunda, birçok durumda yeraltı suları, yağmurla yeniden eski düzeyine yükselemez hale geldi. Sonuç olarak yeraltı su düzeyleri, en büyük üç tahıl üreticisi olan Çin, Hindistan ve ABD gibi dünya nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı ülkeler de dahil olmak üzere, sürekli düşüş halindedir.
Çin’in Kuzey yarısında yeraltı sularının düzeyi düşmektedir. Bu düşüş, Kuzey Çin platosunun altında yılda bir ilâ üç metre arasındadır. Hindistan’da, ülkenin ekmek sepeti olan Pencap dahil birçok eyaletinde durum aynıdır. ABD’de ise su düzeyleri güneyin büyük platolarında ve Güneybatı ’da düşüyor. Aşırı su kullanımı yanlış bir gıda güvenliği duygusu yaratıyor. Aşırı sulama belki bugün için büyüyen gıda ihtiyacını karşılamamıza yardımcı oluyor, ama yeraltı suları tüketildiğinde yarınki gıda üretimindeki düşüşten kaçınmak, neredeyse imkânsız bir hale gelecektir.28
Ercan Karaalıntı yaptı7 ay önce
ir ton tahıl üretmek için bin ton su gerektiğinden, gıda güvenliği ile su güvenliği arasında yakın bir ilişki vardır. Dünya suyunun yüzde 70’i sulamada, yüzde 20’si sanayide, kalan yüzde 10’u yerleşimlerde kullanılıyor. Yeraltı suları tüketildikçe şehir kullanımın yükselmesi, çiftçilerin daralan su kaynaklarından daha da az pay almalarına neden oluyor. 29
Ercan Karaalıntı yaptı7 ay önce
Bitki Islah Çalışmaları ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)
Tarım alanlarının verimliliğindeki rekor artışın üç kaynağı vardı: Genetik gelişmeler, tarımda bilimsel ilerleme ve ikisi arasındaki sinerji. Verimi artırmadaki genetik katkı büyük oranda bitkinin fotosentetik ürününün tohuma giden payının artırılmasından kaynaklanıyor. Yapraklardan, saplardan ve köklerden olabildiğince fotosentatı tohuma göndermek, verimi maksimize etmeye yarıyor. Yüzde 20’lerde olan bu oran tohum ıslahı ile günümüzde yüzde 50’lere çıkmıştır. Bunun teorik sınırı yüzde 60’dır. Yani genetik bilimi bu konuda yapabileceğini yapmıştır ve bitkinin fotosentez kapasitesi (güneş enerjisini biyokimyasal enerjiye dönüştürme düzeyi) daha fazla artırılamaz. Bitki ıslahı çalışmaları bundan sonra ancak bitkilerin kuraklık ve toprağın tuzluluğu gibi stres faktörlerine dayanıklılığını artırmak yönünde olabilir.
Bilimsel cephede tarım, arazi verimliğini yükseltmeye, sulanan alanları genişletmeye, daha fazla gübre kullanmaya ve hastalıkları, böcekleri ve zararlı otları kontrol etmeye bağlıydı. Bütün bu taktikler bitkilerin kendi genetik potansiyellerini daha bütünlüklü biçimde gerçekleştirmelerine yardım ediyordu. Bu kapasitelerin sonuna da artık ulaşılmıştır.27
Son otuz yılda şirketler tarafından geliştirilen hibrit tohumu, üretim artışı sağlamak için çözüm olarak ortaya çıkmış ama bunlar da endüstriyel tarım modelinin gereği olarak, çok fazla suya, ilaca ve gübreye bağımlıdırlar.
Ercan Karaalıntı yaptı7 ay önce
değil, üretimin gerçekten azalmasını kendileri için fırsat olarak görenlerin spekülasyonlarıdır. Bu tür olayların artacağını şimdiden rahatlıkla söyle
Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
Tüketim toplumunun daha fazla sürdürülemez olduğu bu koşullarda reklam sektörü gibi tüketimi teşvik eden ve sonucunda doğaya karşı yıkıcı olan bir sektörde her türlü gıda reklamı yasaklanmalıdır. Reklâm sektöründeki yaratıcılık, toplumun dönüştürülmesi sırasındaki eğitim çabalarına aktarılmalıdır
Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
Pamuk tekstil sanayinin temel hammaddesidir, sıcak iklim, bol su ve gübre isteyen bir bitkidir. Moda ve reklam sektörünün dayatması sonucunda sınırsız giysi tüketimi teşvik edilmektedir. Oysa bu toprakların tahıl ve diğer temel gıdaların üretimine ayrılması gerekmektedir. Bu tür ürünler için harcanan toprak ve su tarımın organikleştirilmesine aktarılmalıdır.
Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
İnsanları kentlerde tüketici konumundan çıkaracak ve yeniden üretici olmalarını sağlayacak yönelimlere ihtiyaç vardır.
Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
Bugün dünyadaki 180 ülkeden ancak toplam 700 milyon nüfusa sahip 36 ülke üçüncü aşamaya, yani doğum hızı – ölüm hızı dengesinin kurulduğu, nüfus istikrarının sağlandığı aşamaya ulaşabilmişlerdir
Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
Princeton Üniversitesi’nden nüfus araştırmacısı Frank Notestein modernleşen toplumlarda nüfus artışının dinamiklerini gösteren üç aşamalı bir model ortaya koymuştur. Notestein’e göre, modernlik öncesi toplumlarda doğum ve ölüm oranlarının ikisi de yüksek ve dengededir. Bu da düşük veya sıfır nüfus artışı demektir. İkinci aşamada yaşam standartları yükseldikçe ve sağlık hizmetleri geliştikçe ölüm oranları düşmeye başlar. Doğum oranları yükselirken ölüm oranlarının düşmesiyle nüfus artışı hızlanır ve yılda yüzde 3’lere yükselir. Yıllık yüzde 3 artış, nüfusun yüz yılda yirmi kat artması anlamına gelir. Yaşam standartları gelişmeye devam ederse ve özellikle kadınlar eğitilirse bu kez doğum oranı da ölüm oranının düzeyine kadar düşer. Bu üçüncü aşamada nüfus tekrar istikrarlı hale gelir.
Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
sıcaklıktaki 1 derece gibi aşırı olmayan bir yükseliş bile, dağlık alanlardaki yağmurları kalıcı olarak arttırabilir ve kar yağışını azaltabilir. Bunun sonucunda, yağmur mevsiminde daha fazla sel meydana gelebileceği gibi, çiftçilerin sulama suyuna ihtiyaçları olduğu kuru mevsimde de nehirleri ve yeraltı su kaynakları olan akiferleri besleyecek daha az kar olacaktır.
Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
Yani kırsal alandan kentlere nüfus akışı başladığı zaman tahıl arazileri azalıyor, tarımda çalışan nüfus azalıyor, tahıl tüketimi artan gelirle birlikte ve besin basamağında daha üste çıkma isteği nedeniyle (et, süt, yumurta tüketimi) artıyor ve tüm bunlara karşın tahıl üretimi düşüyor. Buna “Japon Sendromu’’ deniyor. 1960’lı yıllarda kendi kendine yeterli olan Japonya, günümüzde tahıl ihtiyacının yüzde 70’ini ithal etmektedir
Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
Avrupa’da kanser oranı Batı Afrika’dan on kat daha fazladır. Beslenme biçiminin dışındaki başka etkenler, özellikler çevresel etkenler ve tütün gibi bağımlılık yapıcı maddelerin kullanılması, hastalığa yakalanma tehlikesini artırmaktadır
Elvin Yusifoğlualıntı yaptı3 yıl önce
Yiyeceklerin işlemden geçirilmesi yalnızca besin değerini ve önemli mineral parçacıklarını yok etmekle kalmaz, aynı zamanda antioksidanlar, emülsiyona dönüştürücüler, yoğunlaştırıcılar, boyalar, tatlandırıcılar ve beyazlatıcılar gibi maddelerin gıdalara büyük miktarlarda eklenmesi anlamına gelir. Günümüzde ortalama bir İngiliz vatandaşı bu kimyasal maddelerden her yıl 1,3 kilogram tüketmektedir.
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)