Çanakkale Destanı Gerçek Efsanelerin Öyküsü, İsmail Bilgin
Kitaplar
İsmail Bilgin

Çanakkale Destanı Gerçek Efsanelerin Öyküsü

Oku
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
gözetlemekte olan Pelengiderya gambotumuz 23 Mayıs 1915’te bir düşman denizaltısının taarruzuna uğrayarak battı.

Son dakikaya kadar görevinin başından ayrılmayan gemi topçusu denizaltının periskopunu vurmayı ve onu uzun müddet bu kıymetli görme aracından mahrum etmeyi başardı.

Bu başarı deniz harp tarihinde ilk defa meydana gelen bir hadise olarak kaydedildi
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Çekiyorum tetiği... Çekiyorum… Çekiyorum… Tüfek patlamıyor, ateş etmiyor... Tüfek bozuldu herhalde dedim, bak hele dedim yanımdaki arkadaşıma, benim tüfek bozulmuş... Bir baktı benden yana. Senin parmak gitmiş… dedi.”

Ezineli Halil
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Orta yerde sigara içip birbiriyle sohbet eden subay grupların birinde Türkler son derece garip bir manzara ile karşı karşıya gelmişlerdi. Bu yüzden şaşkın ve hatta biraz öfkeliydiler.

Avustralya Kuvvetleri Sağlık Başkanı olduğu söylenen yüksek rütbeli bir subayın göğsünde eski bir Osmanlı nişanı olduğu anlaşılan kocaman bir madalya sallanmaktaydı.

Bu arada Türk subaylardan birkaçı Charles Ryan’a söylendiler:

“Bu madalyayı hangi Türk’ten aldın?”

“Bunu nereden buldun?”

“Madalya senin mi?”

Bu söylenenlerden alınan Ryan ise ayağa kalktı. Göğsünü kabarttı.

“Şunu biliniz ki, bu madalya bana Gazi Osman Paşa tarafından verilmiştir.”

Türk subayları bu sözler üzerine daha da şaşırdı.

Ryan devam etti:

“1877 yılında meydana gelen Rus-Osmanlı Savaşından Plevne’de savaşan Gazi Osman Paşa kuvvetleri arasında dövüştüm. Gösterdiğim yararlılıklardan dolayı bu madalyayı bileğimin hakkıyla aldım.”

İşte o zaman Türk subayları bu askerin hikâyesini cephede dinlediler.

1877 yılında harp başladığı vakit hakkın Türkiye’ye tarafında olduğunu gören genç Doktor Ryan gönüllü olarak Osmanlı hizmetine girmiş ve Plevne’de yapılan o savunma savaşında bulunmuştu. Orada Osmanlı askerlerine yardım etmiş, onların yaralarını sarmış, Türklerin katlandığı zorluklara o da katılmıştı. Savaştan sonra da Plevne gazileri için özel madalyalardan biri de kendisine verilmişti.

İşte bir savaş sırasında eski savaş hikâyesini anlatan, Türklerle bir zamanlar çarpışmış onların verdiği madalyayı hâlâ göğsünde gururla taşıyan Doktor Ryan şimdi Türklerle bile savaşırken o madalyayı göğsünde taşımayı bir şeref biliyordu…

O günden sonra Doktor Ryan’ın ismi Plevne Ryan olmuştu…59
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
oldu. 24 yaşına girmişti. Teğmenlikte o zamanın kurallarına göre 4 yıl hizmet etmişti. Harp cehennemi içinde dört uzun yıl… 3. rütbe Avusturya Macaristan harp madalyası, 3. rütbe İran Şiru Hurşid nişanı, 2. rütbe Prusya demir haç nişanı da almıştı. Bu sonuncu nişan Almanya’da en büyük harp kahramanlıklarına verilen madalya idi.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Cemal Efendi keşif pilotu idi. Tayyaresi bir Fransız Bleriot’tu. Adı Ertuğrul’du. Bu Ertuğrul, bir gazi uçağı idi. Hatta macerası gazilikten bile öteydi. Adeta şehitlik mertebesine yaklaşmıştı. Bu uçakla meşhur havacımız Salim Bey İstanbul’dan Mısır seferine çıkmış fakat Edremit üzerinde iken Ertuğrul düşmüş, ikiye ayrılmış, Salim Bey canını zor kurtarmıştı. Türk vatanının her köşesindeki mahaller gibi son derece vatanperver olan Edremitliler bu olaya çok üzülmüşler, aralarında para toplayıp yeni bir uçak almışlar, Harbiye nezaretine de bu hareketten çok duygulanmış, yeni uçağa “Edremit” adı verilmişti.

Ancak, Dünya Harbinde Osmanlı Devleti’nde uçak sıkıntısı son haddini bulmuştu. Bütün dünya harbi içinde 4 yıl müddetle Türk ordusunda 40 uçak görev görmüştü. Fakat bir anda birkaç uçağın bile bir araya getirilmesi büyük bir problemdi. Bu ihtiyaç tufanı içinde Harbiye Nezareti, Edremit toprağında yatan, ikiye ayrılmış Ertuğrul’u gemiyle Yeşilköy’e getirtmiş, oradaki fabrikada bunu birleştirmiş, tamir etmiş, Çanakkale’ye yollamış, Osmanlı İmparatorluğu’nun en hayati cephesinde keşif hizmeti için Cemal Efendi’ye vermişti. Bilmem havacılık tarihinde böyle bir olay var mıdır?

Cemal Efendi boğazın karşısında Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda üslenen korkunç İngiliz-Fransız armadası üzerinde uçuyordu. Müttefik armadanın dev zırhlıları çerden çöpten yapılmış Ertuğrul’a ateş açıyor, fakat o zaman muntazam uçaksavarlar olmadığı için isabet kaydedemiyordu. Kaldı ki düşman mermileri Ertuğrul’un yakında infilâk etmişti.

7 Mart sabahı saat yedide Cemal Efendi alışılmış keşif uçuşlarından birine çıktı. Boğaz’ı dikkatle taradı. Fakat Türk mayın hatlarının izini bile bulmadı. Derhal Çanakkale’ye indi. Cevat Paşa’ya tarihi raporu verdi. Düşmanın bir gece önce Türk mayınlarını tamamen temizlediği ve bu hareketin Türk keşif kollarının gözünden kaçtığı belli oldu. Bu olay aynı zamanda düşmanın boğazı geçmek niyetinde olduğunu da açıkça ortaya koyuyordu.

7/8 Mart gecesi Nusrat mayın gemisi boğaza yeniden mayın döşedi. Bu gece hareketini de düşman fark edemedi. Müttefikler şimdi boğazı hem mayınsız sanıyorlar, hem de mayınları temizlediklerini Türklerin öğrenemediğine inanıyorlardı. Cemal Efendinin Ertuğrul ile yaptığı keşifleri küçümsüyorlardı.

18 Mart sabahı Cemal Efendi gene her zamanki gibi keşif uçuşunu yapıyordu. İnsan aklının alabileceği en muazzam armadanın boğazın ağzına yaklaştığını gördü. Durumu Cevat Paşa’ya bildirdi. 506 top taşıyan 18 İngiliz-Fransız zırhlısı arkasında pek çok muhrip denizaltı ve başka küçük harp gemileri olduğu halde boğaza girmeye başladı.

Nusret’in döşediği mayınlar sayesinde nanılmayacak derecede büyük zafer, inanılmayacak derecede az kayıpla atlatılmıştı. Çanakkale denizden geçilememişti.

Cevat Paşa göğsünden kılıçlı liyakat madalyasını çıkarıp Cemal Efendiye taktı. Atatürk’ün bile iftiharla taşıdığı çok nadir verilen bu madalya bir kahramanlık madalyası idi. Mareşal Liman Paşa’nın yazılı emriyle Cemal Efendiye madalya verildi. Kırmızı şeritli bu madalyanın yanında 5. rütbeden Mecidi nişanı da verildi.

* * *

Teğmen Cemal Efendi Çanakkale Savaşı’nın birçok safhasına katıldı. Bu arada küçük kardeşi Teğmen Hasan Sami Efendiyi kaybetti. Sami Efendi 1915 sonunda bir keşif hareketinde tayyaresiyle Belgrad ormanlarına düştü. Şehit oldu. Kendisi 20 yaşındaydı.

* * *

Cemal Efendi 25 Mart 1916’da mülazımıevvel
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Çanakkale’de Türk Uçağı: Ertuğrul

Teğmen Cemal Efendi makineye, motora, uçağa, maceraya delice düşkündü. Süleyman Şefik Paşa’ya müracaat etti. Hava subayı olmak istediğini bildirdi. O zaman hava harp okulumuz yoktu. Kabiliyetli ve gönüllü genç kara ve deniz subayları hava eğitimi görür ve sınıf değiştirirdi.

İngiliz zırhlısı ateş halinde.

Süleyman Şefik Paşa yaverinin isteğini olumlu bir şekilde karşıladı. Piyade teğmeni Cemal Efendinin 18 Ağustos 1913’te hava okuluna tayini çıktı. 9 Şubat 1914’te üstün başarı göstererek Yeşilköy’deki hava okulundan pilot brövesi aldı. Çok geçmeden Birinci Dünya Harbi patladı. Bütün Türk gençliğinin kaderi Cemal Efendi’ye nasip oldu. 23 yaşındaki Pilot Teğmen Cemal Efendi, haydi bakalım Çanakkale’ye…

* * *

Çanakkale’deki Türk ordusuna Mareşal Liman von Sanders Paşa kumanda ediyordu. Çanakkale Müstahkem Mevkii Kumandanı Ferik (Tümgeneral) Cevat Paşa idi.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Selahattin Beyin iki kızı ve bir çocuğu vardır. Tüm zamanı fabrikada geçmektedir. Oğlu Semuh Adil inşaat mühendisi olarak askeriyenin inşaat biriminde çalışmaktadır. Arkadaşları bir konferans olduğunu, kendisinin de gelmesi gerektiğini söyler. Semuh da bu konferansa gider. Ancak salon girişinde babası ile karşılaşır:

“Hayrola baba, senin ne işin var burada?”

“Çağırdılar geldim. Bir şeyler anlatacağım.” diye cevaplar oğlunu.

Semuh sonraları daha da şaşırır. Konuşmacı diye takdim ettikleri babasıdır. Selahattin Adil Paşa 18 Mart Zaferini tüm ayrıntılarıyla anlatır. O esnada salonda deniz savaşı uzmanı aynı zamanda Abidin Daver de vardır. Konferans sonrası ayağa kalkarak şöyle der:

“Kusura bakmayın. Selahattin Adil Paşa çok güzel anlattı. Dinleyenler paşanın gazeteci olduğunu ya da savaşta seyirci olarak bulunduğunu sanabilirler. Kendisi, o günü idare eden ve kazandıran insandı.”

İşte o zaman oğlu babasının Çanakkale’de çarpıştığını öğrenir. O abidevi şahsiyet çocuklarına savaştığını bile söylememiştir. Salonda büyük bir alkış tufanı kopar...46
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Bu olaydan sonra Seyit Onbaşı her yerde tanınır… Seyit Onbaşı odunculuk ve kömürcülük yapmaya devam eder. Yıllar sonra Edremit zeytinyağı fabrikalarında hamallık yaparken, zatürreeye tutulur ve 1939 yılı kasım ayında vefat eder.

* * *

Seyit Onbaşı 1889 yılı Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık Köyü (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesinin adı Emine’dir. Seyit 1909 yılı Nisan ayı başında askere alındı. 1918 sonbaharında köyüne döndü. 1934 yılında soyadı kanununa dayanarak Çabuk soyadını seçti.

İşte anlata anlata bitiremediğimiz kahramanlığı ile övündüğümüz Seyit Onbaşı’nın hazin vefatı… Seyit fakirlik içinde öldü. Hâlâ, kızı ve torunları da fakirlik içinde…
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Aklına Seyit Onbaşı gelir.

Kaymakam’a: “İlçenizde büyük bir kahraman vardır; Seyit Onbaşı. Onu bana bulunuz.” der.

Kaymakam, vali, o dönemin yöneticileri Seyit’i buldururlar. Atatürk’ün karşısına çıkacağı için ona takım elbise giydirirler. Daha sonra da Atatürk’ün karşısına çıkarırlar.

Atatürk sorar: “Seyit bu ne hal?”

“Ne bileyim Paşam... Apar topar beni bulup, işte bu elbiseyi giydirdiler.”

“Ne yapıyorsun?”

“Ne iş yapalım kumandanım, aynı işler işte. Odun kesmek, kömür yapmak...”

Sonra Gazi etrafındakilere sorar: “Beyler bu kimdir, bileniniz var mı?”

Kimse bilmez, tanımaz Seyit Onbaşı’yı.

O zaman Mustafa Kemal Atatürk der ki: “Bu gördüğünüz büyük bir kahramandır. Çanakkale Savaşı’nda 215 okkalık mermiyi kaldıran yiğit, bu yiğittir.”

Sonra Atatürk Balıkesir Valisi ile Edremit Kaymakamına döner: “Beyler, bu kahramanın durumuyla yakından ilgilenin. Memleketimizi bu kahramanlar sayesinde kurtardık.” der.

Sonra Edremit Ziraat Bankası aracılığı ile kendisine para ödülü verilir.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Reşitpaşa vapuruna bir gün Bekir Çavuş isminde bir ağır yaralı getirdik. Onu cephenin ön saflarında bulmuştuk. Bir ayağı kangren olmuştu. Hemen Reşitpaşa vapurunda ameliyat masasına yatırdık. Ayağını kestik. Bir tek ayağı kalmıştı ama vaziyeti çok tehlikeli idi. Kangren çok ilerlemişti. Aynı zamanda pek fazla kan kaybetmişti. Adeta ölmesini bekliyorduk.

O gece sabaha karşı kamaramın kapısı hızlı hızlı vuruldu. Kalktım dışarıda bir ses:

“Başhemşire! Başhemşire!” diye bağırıyordu.

Hemen giyinip fırladım. Genç bir Alman hastabakıcısı:

“Hani ayağını kestiğimiz ağır yaralı yok mu?” dedi.

“Bekir Çavuş mu?” diye sordum.

“Evet.” dedi.

“Ne oldu peki?”

“Kendisine bir hal geldi hemşire. Tek bacağı ile ayağa kalktı. Odanın içinde dolaşmak istiyor.”

Hemen koştum. Bekir Çavuş yaralarından kanlar aka aka ayağa kalkmıştı. Yanına koştum. Bileğinden tuttum. Müthiş bir ateşi vardı.

“Aman Bekir Çavuş!” dedim. “Ne yapıyorsun? Bu hal ile ayağa kalkılır mı?”

Bekir Çavuş ise kendini kaybetmiş bir halde idi:

“Aman!” dedi. “Ne diyorsun? Emir geldi, emri yerine getirmek lâzım. Tabii kalkacağım…”

Ve sabaha karşı Bekir Çavuş kollarımızın arasında dünyaya gözlerini büsbütün kapadı. Bu adamcağız son dakikasına kadar kumandanın emrini kendisine verilen vatan vazifesini yapmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Son dakikasında bile ne annesini ne de sevdiğini düşünüyordu. Kansız, bembeyaz dudaklarından çıkan son cümle: “Emri yapamadım…” oldu. Fakat ben ona kani idim ki: Bekir Çavuş vazifesini en güzel şekilde yapmış idi.
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
1332 (1916) Cihadiye Yüzükleri

“1915 yılında Gelibolu yarımadasındaki savaşlarda canı ve kanı pahasına vatanını savunmak için mücadele ederken, yaralanan binlerce asker hastanelerin yetersiz kalması üzerine İstanbul’daki hastanelere götürülüyordu. Hastanelerdeki hastabakıcı ve hemşire sayısındaki eksiklik, yaralıların bakımını yetersiz kılıyordu.

Bakıcı bulmakta zorlanan yönetim, İstanbul’daki tüm Türk ailelerine çağrı yaparak hemşire ve hastabakıcı aramaya başladı. Çağrının kısa sürede tüm İstanbul’da duyulmasının ardından binlerce gönüllü Türk kadını evlerinden getirdikleri yardım malzemeleriyle hastanelerde görev aldı.

Savaşın sonunda yöneticiler görev alan tüm kadınlara vefa borcunu ödemek istiyordu. Ancak yapılan para teklifini gönüllüler, “Biz vatanımız için canımızı feda etmeye hazırlanmıştık” diyerek kabul etmediler.

Bunun üzerine yetkililer ordu depolarında kullanılmayan İngiliz Tüfeklerinin namlularını keserek üzerinde “1332 (1916) Cihadiye” yazılı yüzükler imal etti. Bu yüzükler daha sonra gönüllü Türk kadınlarına hediye olarak verildi.”28
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Mesela; Karadeniz’in Ayancık kazasından topluca gelip 27. Alaya katılanlar vardı. Hepsi de büyük kahramanlıklar göstermişlerdir.”
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
57. Alaya 20 Ocak’ta Uzunköprü yönünde ilerlemesi emredilmiştir.

Alay 7–8 Mart 1916 günü Keşan’ın Çelebi köyüne vardı. 25 Nisan 1916’da Çanakkale’deki başarılarından dolayı Padişah tarafından verilen nişanlar sancağına takıldı.

14 Temmuz 1916 tarihinde Uzunköprü cihetine doğru harekete geçen Alay 21 Temmuz günü Uzunköprü istasyonuna ulaştı. 22 Temmuz 1916 tarihinde ise tümen birlikleri ve bu arada 57. Alay da 54 subay, 2.741 erle hareket edip Uzunköprü, Karaağaç, Filibe, Sofya ve Niş istikametinden Belgrat’a geldi. Burada bir süre dinlenen Alay daha sonra harekete geçerek Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun Zemlin kasabasındaki evlere yerleşmişlerdir
Faik Eryaşar
Faik Eryaşaralıntı yaptıgeçen yıl
Saphire Denizaltısı’nın Çavuşu Logal tarafından ailesine yazılan mektubu okuyalım:

“Tahliye sandalı gelinceye kadar yarım saat suda kaldık. Kurumuş yapraklar gibi tir tir titriyorduk. Lâkin bereket versin, Türk zabitler bizi pek iyi karşıladılar. Sandal içinde zabitlerden birisi bana ceketini bile verdi. Türk mülazımı kıyafetine girdim. Bizi hemen ısıttılar. Bir şişe rom getirdiler. Bir nefesçik rom çekmek bilsen ne kadar büyük bir iyilik oldu bizler için.

Sonra bir kışlaya götürdüler. Orada elbise verdiler. Zira denize düşerken çırılçıplak olmuş idik. Bizi sonra İstanbul’a getirdiler. Bulunduğumuz mahalleye arada sırada Türk zabitleri geliyor. Bize sigara paketleri hediye ediyorlar. Hemen çoğu Fransızca biliyor. Hâlbuki biz başka bir muameleye tabi tutulacağımız sanıyorduk.”

Bene Raji adlı bir erin ailesine yazdığı mektup:

“27 arkadaştan on üç kişi yüzerek sahile yaklaşmaya çalıştık. Türkler âdeta yeniden dünyaya gelir gibi bizi bulup kurtardılar. Onlar bizi düşüncelerimizin çok ötesinde kabul ettiler. Düşün ki, artık kendimizi yorgunluktan bitmiş etmiş idik. Suyun soğukluğu, rüzgârın tesiri hepimizi titretiyordu. Bizi derhal bir sıcak odaya getirdiler. Azar azar konyak verdiler. Isıttılar. Bize sıcak tutucu elbiseler giydirdiler. Bizi İstanbul’a getirdiler. Hepimiz bir koğuşta yatıyoruz. Vaktimiz pek güzel geçiyor.”

Matt’ın ailesine yazdığı mektup:

“Saphire batarken hep denize düştük ve soyunarak yüzmeye başladık. Bir büyük sandal biz denizden topladı. Bu sandalda Türk subayları vardı. Subaylar kendi görevlerinin dışında fazlasıyla insani bir şekilde davranıyorlardı. Bize çay ve sıcak elbise vererek hemen ısıtmaya başladılar. Biz denizden Hazreti Âdem’in vücuda gelmesi gibi çırılçıplak çıktık.

Şimdi Türk yemeklerini yiyoruz. Her ne kadar alıştığımız yemeklere benzemiyorsa da gayet temiz lezzetli ve kuvvetli yemeklerdir.”17
fb2epub
Dosyalarınızı sürükleyin ve bırakın (bir kerede en fazla 5 tane)